tesettür giyim ve ahilik bilgi konusu
M. Eğitim Bakanlığı’nda ABD’li danışmanlar bulunduğu bilin-İşte Prof. Dr. Küyel’in de, bütün bu geniş kapsamlı proje içinde, bi-.(.jiapları, bizim sıradan öğrencilerimiz üzerinde son derece büyük et-Lir. Öğrencilerimiz, düşünmeye ve hele eleştirmeye hiç yönlendiril-^ir.Okul kitaplarını da insanların, hele onlar, burada söylendiği gibi, ^.yen “Tek Parti” döneminden kalma, düşünce ve seçme özgürlüğü-“Çok Kitap" değil; “Çok Parti” ciliğin ilerlemiş tutucu döneminin, ^ gelen, amaçlı buyrukları ile, genç kafaların belli düşünceler ile jjrilrnesi amaçlanarak yazılmış “Tek kitap”lar iseler; genç kafalanmızı jijışı bir biçimde bile biçimlendirebileceği hiç tam olarak akla getiri-
Eğitim Bakanlığı’mızın. Prof. Dr. Küyel’e yazdırılmış, “Felsefe Tek .jiam olarak görüp incelemeyi çok isterdim. Bu kitapta, rahmetli Sel-;tiasma yansımış bir olay nedeni ile yaptığı çok kısa birkaç alıntı dışın-^ıpekçok benzer karartmalar olduğunu son derece olası görmekteyim.
; andığımız ve anmadığımız olaylardaki insanları bu kitabın nasıl _eikilemiş olduğu artık epeyce kapsamlı olarak düşünülebilir. Ama bu bütün acılığına karşın, hemen sadece uygulama alanındadır. Şimdi, ,;alanında biraz daha ilerleyelim. Önce Gazali’yi düşünelim. Onun, fel-saklaması, Farabi ve İbn Sina’yı “Tekfir etmesi”; Kâfir ilân etmesi, ve etkiliydi? Onun arkasında zamanın dünyadaki ya dabölgede-Şik devleti: Büyük Selçuklular İmparatorluğu ve onun güçlü Veziri iniilk vardı. İlhan Selçuk’un haklı yorumundaki gibi; Mübahat Halkasında da, ABD ve onun CİA örgütü ve görüyoruz ki, Kontrgerilla Biaçıkta mı? Böyle şeyler açıkta olmaz ki. Hattâ kullanılan kişi bile liça bilmemiş de olabilir. Bu konu ile ilgili olarak yukarıda, jrilla kıskacında
jpr.CahitTanyol’un, asıl adı, “Örf ve Âdeüer Sosyolojisi Baknmn-İSafl’at ve Ahlâk” olan eserinin, VII. Bölüm başlığı; “Site’de San’at Bu bölümde “Cesaret (Yiğitlik)” kavramının gelişimi şöyle P “Görülüyor ki Oiympos tannlanmn hepsinde cesaret ve kahraman-saflıasmdadır. Onlar aşirî ahlâkın bütün değerlerini benimse-
, Dr. Tanyol sonra şöyle devam ediyor: “İşte Ilias, cesaretin bu nevini ^destandır(..). Bütün İlias ve Odysseia’da tanniann ve kahramanların '^nı takip ediyoruz. Onların yiğitlik ve cesaret gösterilerine şahit oluyo-^da cesaret, birinci plânda kuvvet olarak görülüyor”(age, s. 194-195). (^şöyle devam ediyor: “Homerik devirden bu yana, harplerin sebeple-dterleri değişiyor. Diğer taraftan, bu destanlarda cesaret normunun bar-(fjıiişüne karşı da bir mukavemete rastlamaktayız. Odysseia’da Plaktios, iliyle hitap eder: ‘Ey pederim Zeus, hiçbir tanrı senin kadar zalim de-,İnsanlara karşı en ufak bir merhametin dahi yok; halbuki onları dünya-jıtn sensin’”.
jjsiedaha sonra şöyle deniyor: “Homeros’un destanları, evvelce işaret ^abi, örf ve âdetler içinde san’at ve ahlâkın bir arada bulunduğu son ^.Bundan sonraki devrede, yani asıl site kültürü içinde beliren yeni (ihemörf ve âdetlere karşı, hem de Homeros’a ve umumiyetle san’ata abirtavır alacaktır ve bundan böyle cesaret normu estetik sahada faz-jsana sahip bir konu olmaktan çıkarak doğrudan doğruya ahlâkî aksiyo-(fıziletin içinde bir unsur olarak gelişecektir”(age, s. 197-198). sfirişten sonra, Cesaret’in ya da Yiğitliğin, yeni anlamının şu özlü ve iaçıklamasmı yapıyor: “Tanrı sitesinin örf ve âdetini tiyatrolarmda tâ-^ardan biri de Aiskhylos’tur(..). Ve yine ‘Zincirlenmiş Prometheus’ akPrometheus Zeus hakkında çok ağır bir dil kullanır: ‘Zeus ne kadar iiolıırsa olsun, bir gün gelecek, onun tacı tahtı alt üst olacak ve yerini ıfeiannya bırakmak zorunda kalacak’ der(..). Görülüyor ki Aiskh-idamitolojiyi düzeltmek, tanrı fikrini inceltmek endişesi göze çarpı-iCesaret normunun, sadece kuvvet olmadığı belirtilmek isteniyor.
“^’e kadar gelen bütün Yunan san’atkârlarında, kökleri çok iptida-*'?)kaynaklara, barbar ve zalim bir örf ve âdete dayanan bu aşirî kıy-
Tanyol, Örf ve Âdetler Sosyolojisi Bakımından San'at ve Ahlâk, İst. Üniv.
^Ho.577, İstanbul Matbaası, (tarihsiz)..
metlere göre ayarlanmış mitolojiye karşı, bir huzursuzluk hissedilir(..). Çünkü cemiyet değişmektedir(..). Mitolojiye karşı devamlı tâdil ve ıslah teşebbüslerinde bunu yakinen müşahede ediyoruz(..). Fakat ortaya koyacakları yeni kahramanlık ve cesaret nonnu nedir?(..)
Bu cevabı bulmak için Yunan site’sinin siyasî ve İçtimaî hayatında büyük bir değişmeye sebep olan bir hadise üzerinde durmak lâzım. Bu hadise Pers savaşlarıdır.
Yunanlılar, bu Pers haiplerinde, yurtlarını müdafaa ederken, mitolojinin çevresinde teşekkül eden cesaret ve ahlâk normlarını, İçtimaî hadisenin tabiî tenkidine terk etmişlerdir. Bu suretle cesaret, daha yeni ve İnsanî bir vasfa kavuşmuştur. Bu cesaret; vatanperverliktir. Yurtseverlik, site’nin yarattığı bir mefhumdur (kavramdır; sg)(..).
Bütün bunlar yeni ve çok ileri bir dünyanın parolasıdır(..). Pers savaşlann-dan bu yana o, değişmez bir takım İçtimaî faziletlerin aynası oldu ve aşirî ahlâkta ferdî (bireysel; sg) olan taraf, burada, İçtimaî (sosyal; sg) bir karakter kazandı. Böylece cesaret, ananevî örf ve âdetlerin dışında, bir takım yeni kıymetlere (değerlere; sg) ve akla bağlandı. Bu yeni cesaret tarifini (Eflâtun’un; sg) Lakhes dialoğunda (baş kahraman; sg) Sokrates bize vermektedir. Bu suretle, cesaret normu, en barbar şekiller altında gelişerek, nihayet site’de, Sokrates’in şahsiyetinde vasıflan belli ebedî bir ahlâk düsturu haline geliyor. Çünkü anık cesaret aklileşmiş, örf ve âdetlerden sıyrılmış, normatif ve İnsanî bir karakter kazanmıştır.
Bunu yakından görmek için, Lakhes dialoğunda cesaret üzerindeki tahlile (çözümlemeye; sg) bir göz atmak yeter. Burada örf ve âdetlerin cesaret telâkkisi (anlayışı; sg) ile, Sokrates’in cesaret anlayışı çatışmaktadır)..). Sokrates’in ‘Cesaret nedir?’ sorusuna, Lakhes şu cevabı verir: ‘bir kimse savaş dizisinde yerinde durarak, kaçmaksızın düşmana dayanmayı aklına koymuşsa emin ol o adam cesaretlidir’. Bu cevap bize örf ve âdetin cesaretten ne anladığını gösteriyor. Ve aynı zamanda, Homeros’un dünyasından dışan çıkaramıyor; bu cevap üzerine Sokrates;
‘Bence de öyle, ama yerinde durmayıp da gerileyerek düşmanla döğüşene ne demeli? İskitler gibi, meselâ onlar hem saldınrken hem de gerilerken düşmanla döğüşürlermiş’ der. Lakhes itiraz yollu: ‘Evet ama, İskit binicileri öyle döğüşür; fakat Yunan piyadesi de benim dediğim gibi döğüşür’ diyor. Nihayet Sokrates:
‘Yalnız piyadelerde değil, atlılarda ve her türlü askerde cesaret nedir? yalnız savaşa girenlerde değil, atlılarda ve her türlü askerde cesaret nedir? yalnız savaşa girenlerde değil, denizlerin tehlikelerine göğüs gerenlerde, hastalığa, yoksulluğa, siyasetin dönüşü yüzünden başa gelenlere yiğitlik gösterip dayananlarda cesaret nedir? şunu da katayım: yalnız acıya, korkuya yiğitlik gösterenlerde değil, arzularına, zevklerine karşı koyanlarda görülen cesaret, ister dayanmakla, ister kaçmakla gösterilen cesaret nedir?’ sorusunu ortaya atıyor.
Sokrates’in bu sorularında, cesaret kadrasunun ne kadar genişlemiş olduğunu görüyoruz. Onun, artık ne maddî bir kuvvetin sembolü, ne körü körüne
jye âdetler de zor kımıldayan bir ata benzer. Onu harekete getirmek, - ^•kurtarmak için, ferdî kıymet yaratmaltırına ihtiyaç vardır. Bu kıy-
(jtmalan, ona önce karşı gelir ve fakat neticede tekrar ona karışır. B
“SOKRAT VE EFLÂTUN’DAN GÜNÜMÜZE AHİLİK” Kitabımızın Gözden Geçirilmesi ve Bazı Açıklamalar
Giriş ve Andan Ahilik Kitabınm Yardaları: Bazı Yazdı ve Sözlü Açıklamalar
Sukonudaki ilk kitabımız olan “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik”, 2000 yılında yayınlanmıştı. Birbirine bağlı olan bu kitapların, eli-|ota bu İkincisinde; ilkin, öncelikle ulaşamayanlar için, birincisi üzeri-Bbirtanıtma yapmak istiyorum.
ü konusundaki ilk kitabımız, büyük boy, Romen rakamlı olanlarla E,2% sayfadan oluşuyor. Kitapta en başta, hocam, rahmetli Prof. Dr. iÇı^y ile, uzun ömür dilediğim, yine hocam ve izinleri ile dostum di-ictğim,Prof. Dr. Mikâil Bayram’m, çok değerli birer Önsöz’leri bulunu-
lik’ ve Ahilik” başlığını taşıyor ve dipnotları ile birlikte, 70 sayfadan oluşuyor. Tezimizi, bu 1. kitapta ortaya koyduk. 2. Kitap; “Ekler (Metinler)” başlığını taşıyor.
Bu Ek, Metinlerin açıklamalarını; 1. Kitabın 5. bölümünde, “Konunun Sokrat ve Eflâtun’dan Sonraki Gelişiminin Ana Çizgileri” başlığı altında, 53-60. sayfalarda, kısaca verdik. Nedense; hem Tezimizi, hem de; 2. Kitap: “Ekler (Metinler) bölümüne ilişkin bu açıklamalarımızı görmemeyi yeğleyen iki “bilim adamı”ndan biri: Prof. Dr. Atoet Yaşar Ocak, kitap yayınlandığında ilkin telefonla, eserin adını söylediğimde, bir kahkaha atarak; “Olur mu öyle şey!” diye bağırdıktan sonra, kitabı postalamamın haftasında, 19.12.2000 tarihini koyarak gönderdiği mektubunda ve öbürü: Prof. Dr. îlber Ortaylı da. Milliyet gazetesinin 14 Ekim 2001 tarihli Pazar ekindeki köşesinde; kitabımızı, “Derleme” olarak nitelediler.
Kitap üzerine sadece iki olumlu yazı çıktı: Biri, rahmetli Demirtaş Ceyhun’un. Değerli Demirtaş, Kızıldeli Dergisi’nin, 1 Şubat 2001 tarihli I. .sayısındaki, “Neşet Çağatay Hoca’ya Saygı ve ‘Tarihi Doğru Okumak’” başlıklı yazısında, aynen şöyle diyordu: “Hattâ, Sadık Göksu ise, kasım ayında ‘Polat Kitapçılık’ tarafından yayımlanan ‘Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik’ adlı kitabında, ‘Fütüvvet’ kavramının geçmişinin daha da eskilere giderek, İ.Ö. 5. yüzyılda yaşamış Sokrat’a ve Eflâtun’a dayandığını yazmaktadu-”.
Bu yazıların İkincisi de; rahmetli araştırmacı-yazar. Baki Öz’ün, Ekim 2001 tarihinde Can Yayınları içinde çıkan, “Bir Alevîlik Yolu Ahilik” adlı eserinde; birçok yerde, sevgili Öz’ün görüşlerine dayanak olarak yer aldı.
Bir de, çok değerli bazı sözlü açıklamalar oldu. Günlüğümde de yazılı olduğu gibi, ünlü Felsefeci, rahmetli Arslan Kaynardağ ile kitap üzerine iki kez konuştuk. İlkin, 3 Kasım 2000’de, Sahaflarda yüzyüze söyleştik. Henüz kitabı okumamıştı, belki haberi bile yoktu, ben haber verdim, biraz anlattım. Çok ilgilendi, göndermem için acele ediyordu.
Kitabı göndermemden sonra, 20 Aralık 2000’de telefonla evden aradı. Kitabı beğenmiş, övdü, güzel değerlendirmeler yaptı. Batı ve Doğu'nun ortak kültürünü belirtmemin üzerinde durdu. Tasavvufun açıklanması, Farabî, îbn Sina, vb. konularına tam bir anlaşma halinde değindik. "Kitabın yabancı dile de çevrilebilir” dedi.
21 Şubat 2001 tal ihinde. Prof. Dr. Cahit Tanyol; Prof. Dr. Afşar Timuçin, yazar Demirtaş Ceyhun, Cem Dergisi Genel Yayn Yönetmeni rahmetli Abidin Özgünay ve benim ile birlikte, bir yemekli söyleşimizde; “Senin Eflâtun’da gördüğünü ben görmedim. Göreni de görmedim. Eflâtun’un bu konulardan söz ettiğini görmemiştik” dedi.
Yine, Prof. Dr. C. Tanyol, 23 Mart 2001 tarihinde evine yaptığım ziyarette; “Kitabmdan çevremde söz ediyorum. Ufiık açtm. Biz Eflâtun’u hep beyin olarak gördük” dedi. Prof. Dr. Tanyol, 13 Nisan 2001 tarihli telefon görüşmemizde ise; “Kitabım, (Mimar Sinan Üniversitesi'nde) doktora öğrencilerine verdim. Çalışıyorlar” dedi.
I 2000’DE YAYINLANAN AHİLİK KİTABIMIZIN “SUNUŞ’TJ IÜZERİNE
fjtap üzerine yazılan ve söylenenler üzerine bu açıklamalardan sonra, bu bölümün asıl konusu olan, “gözden geçirme”ye geliyor, jıijlendiği “1. KİTAP”ta; ilkin, 21. sayfadaki; 1. kitap’ın 2. bölümünün ijjıdeğiştirmeyi gerekli görüyorum. Bu başlığı şöyle koymuştuk; “İ.Ö. jnılda Yaşayan Eflâtun’un Diyaloglarında Gördüğümüz ‘Bilinen’ En Es-rjiıveiname”.
jîtiiapta ise, Eflâtun’un yaşadığı çağdan, 1500 küsur yıl önce, Sümer-tiklidan, İ.Ö. 2050’de başlayan. Kral Ur-Nammu’nun, “Fütüvvetname-ılelmuş ve “Bilinen İlk Fütüvvetname” sıfatını ona vermiş bulunuyoruz, jföre, Eflâtun’un Fütüvvetnamesi, “Bilinen En Eski Fütüvvetname” ol-EİliğİDİ yitilmiş, bu yeni sıralamaya göre; “Bilinen 2. En Eski Fütüvvet-folmuş bulunuyor. İşte, 2000’de yayınlanan kitabımızın ilk ana bölü-İvapılması gereken en önemli değişiklik budur.
İKıtap’ta 2. bir değişikliğin, 31. sayfadaki başlıkta yapılması ve o M içeriğinin de ona göre değiştirilmesi gerekmektedir. Bu başlık jıli’“Prof Dr. Z. Kazıcı’ya Göre ‘İhlisap Kurumu’, Eflâtun’un ^mos’u ile Benzerliği ve Ansiklopedide ‘Agoranomos’”. Bu *^.“Prof Dr. Z. (Ziya) Kazıcı’ya Göre ‘İhtisap Kurumu’” bölümünün yerine, “Mecelle-i Umûr-ı Belediyye’de Muhtesip” yazılması, '{üriğinin de buna göre düzeltilmesi, yanılmıyorsam daha doğru ola-
Çünkü, Osman Nuri Ergin’in, 1922 yılında yayınladığı “Mecelle-i Umûr-ı Belediye” adlı eserinde, “Muhtesib” başlıklı bölüm; hem çok daha önce yazılmıştır, hem de, “îhtisap Kurumu” burada; Prof. Dr. Z. Kazıcı’nın, alıntı yaptığımız, 1986 tarihli bildirisinden çok daha geniş olarak anlatılmaktadır.
53-60. sayfaları kapsayan: “Konunun Sokrat ve Eflâtun’dan Sonraki Gelişiminin Ana Çizgileri” başlıklı 5. Bölüm’deki, “Ekler (Metinler)” başlıklı
2.Kitap’ta olan örnek metinlerle ilgili açıklamaların, oradan alınıp, ilgili örneklerin bulunduğu yerlere dağıtılması, kitabımızın, belli niyetli “bilginler-imizce”, “Derleme” olarak nitelenmesini acaba önleyebilir miydi? Bunu kestirmek güç, önleyebilirdi de, önleyemiyebilirdi de...
“Ekler (Metinler)” başlıklı “2. KİTAP” ile ilgili olarak ise, daha fazla değişiklikler yapılması gerekiyor. Onun için, bu büyük bölümde sırasıyla, şu noktaları belirtmek istiyorum:
Kitapta 73. sayfa ile, 80. sayfa arasında yer alan, “ARİSTO” bölümü, aynen de bırakılabilir. Ama, oraya asıl, şimdi yayınladığımız, Ahilik konusundaki bu ikinci kitabımızda “XII.” sayı ile yer alan; “Filozof Aristoteles’in İ.Ö. 5. Yüzyılda Yazdığı, ‘Bilinen 3. En Eski Fütüvvetname’: ‘Nikomakhos’a Etik’” başlıklı bölümün gelmesi çok daha uygun olurdu.
Bu konudaki ilk kitabı hazırlarken, hem geniş bir proğramı uygulamaya çalışıyordum, hem de yayıncım, yayın mevsimi bakımından, biraz acele ediyordu, Ben de, itiraf etmeliyim ki, bu konuda, “En İyi”yi bulamadığımı bilerek, o koşullar bakımından yapabileceğim ile yetinmiş ve ulaştığım yazılarla, kitabın Aristo bölümünü yazmış ya da “derlemiştim”. Böylece gerçek durumu açıklıyor ve eksikliğin giderilmiş olduğunu düşünüyorum.
90-93. sayfalarda yer alan “EPÎKTETOS” bölümünün daha geniş olmasını isterdim. Ama şimdi, belli bir genişletme yapma konusundaki tüm isteğime karşın, bu eski kitabımızı yeniden basmadığımıza göre, bu konuda herhangi bir değişiklik yapmaya da kalkışmıyorum.
90-94. sayfalarda yer alan “PLOTÎNOS” bölümüne asıl lâyık olan da, bu yeni kitabımızda; “Genç însanlığm Yiğitlik Ahlâkı; Çokça Plotinos’çu, Yaşlılık Ahlâkımızı Eleştiriyor!..” başlıklı, IX. Bölümün içindeki, Plotinos ile ilgili bölümdür.
99-111. sayfalardaki Kur’an’dan alıntılar ile 111-123. sayfalardaki Hadisler’den seçmeler; daha kısa ve özlü olarak yapılabilirdi. O zamanki gücüm ile o kadar yapabilmiştim. Şimdi ise, 2000’de yayınlanmış olan bu kitabın bu bölümleri üzerinde de, bir şey yapmaya en azından zamanım yok.
183-201. sayfalarda yer alan “Ahmed-i; Yesevî Divan-ı Hikmet’ten Seçmeler” bölümü de kitabımızın hacmine göre uzunca. Bu noktaya da sadece değinmekle yetiniyorum.
270-276. sayfalarda yer alan, “507 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu” da, 2005 yılında kaldırılmış ve yerine; “7.6.2005 tarih ve 5362 sayılı; Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu” çıkarılmıştır. Bu konuda da, bu bilgiyi vermekten öteye geçmiyorum.tesettür giyim

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder