tesettür giyim ve ahilik bilgiiler
MC Hükümeti bu yıl tek kitap yöntemini benim.sedi ve Türk toplumunu karanlığa sürükleyecek bir yöntemle yazılmış kitaplar (tam Gazali kitapları; sg) orta öğretimde okutulmaya başlandı. Bunlardan lise 3’üncü sınıfı için yazılmış ‘Felsefeye Başlangıç’ adlı ders kitabında Alevilere değgin yalan ve yanlış bilgiler yer almıştır. CHP Erzincan Milletvekili Nurettin Karsu, konuyu parlamentoya getirmiş, kitabı da Meclis kürsüsünde parçalamıştır. Felsefeye Başlangıç kitabının yazarı Prof. Mübahat Küyel, 'Dil, Tarih, Coğrafya Fa-kültesi’nde öğretim üyesidir. Ders kitabı Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nca onaylanmıştır; ve liselerimizde Alevilik çocuklanmıza şöyle okutulmaktadır:‘Ehl-i Sünnet, Kuran-ı Kerim ’e olduğu gibi inanıp 'ahkâm ’a uyanlardı. Şi-a, din başkanlığı meselesinde Ali’yi tutanlardır. Bunlar Ali’yi Tanrı mertebesine çıkaranlar (Gâliye)dır. (..) Galiye’ye göre domuz eti ve şarap, dince yasak (haram) değildir, helaldir. Evli erkek ve kadının evlilik dışı cinsel ilişkiler kurması (zina) da helaldir. Din yasasının buyruklarını dinlememek gerekir. ’
Prof. Mübahat Küyel, bu tür yalan dolana ders kitabında yer vermiş, Ali Nailî Erdem (M. Eğitim Bakanı; sg), devlet hâzinesinden halkın parasını kullanarak bu kitabı bastımıış, tüm yurda dağıtmıştır!..).
Kuşkusuz başka sorular da çıkıyor ortaya... Bir kez, 'Felsefeye Başlangıç’ kitabmda mezheplerden söz açmak için ne gerek var? Bir lise öğrencisine felsefe akımlan böyle mi okutulur? Sonra devlet laik iken, devletin bastırdığı kitap İslâmm mezhebine nasıl küfteder? Sonra gericinin de gericisi kişilerin Alevilerin yaşayış ve inançlarına değgin uydumiaları, Anadolu halkını birbirine kırdırmak için mi okullarda ders niteliğine getiriliyor? (..)”.
Rahmetli Selçuk, konuyu ne kadar doğru ve güçlü bir biçimde eleştiriyor. Bayan Küyel’in sözlerini pek incesine gitmeden ele alsak da; örneğin tarihin derinlerinde üç beş aymaz, belki de Provokatör; Hz. Ali’ yi tannlaştırmaya kalkmış, Hz. Ali de onları ağır şekilde cezalandırmış ve böyle bir tutumun önünü kesmiş iken, hem de tümüyle Alevîler için böyle söylenmesi, kötü niyetsiz ve salt bilim adına diye kabul edilebilir mi?
,-aenenlerin aşırılığı hep söylenir. Doğru da olabilir. Ama on arın Caliyi- Onlara hiç nesnel tutumlu bir bilim insanı; Alevî diyebı-r'^^nKüyel’e yaptırılan bu iş için iyi niyetli bir iş denebilir mi? Ale-ı'^^uz'ıelâldir dediği nerede görülmüş ya da duyulmuştur ve böyle bir ‘^fesöre yakışır mı?
■' jı, söylenen doğrudur, ama Kur’an’da da; Bakara, NahI, Nîsa ve I*'l^^lerinde içkiden söz edilmiş, bunlardan bir tek sonuncusunda, her-bir yasaklama konmaksızın, sadece; “Artık siz
.^ızkişi midir acaba? Şaşmamak ve kabul etmek çok zor. Ama ne ya-j^ıçek. Rahmetli Selçuk da; “Yazık Mübahat Hanım’a” diyor ya!..
Dr. Kiiyel, bir de Alevîlerin, din buyruklarına pek uymadıklarından ^■or. Bu da doğru. Alevîler olsun, eski Şia olsun, Sünnî İslâm’dan da, |j]eSünnî İslâm camisinden de kaçarlar. Nedeni vardır. Çünkü Emevîler ^da,uzunca bir dönem, camilerde Hz. Ali’ye ve 12 İmam’a sövülmüştür. jsojumuştur bir kez, haydi başarın ve bu soğukluğu giderin. İ. Selçuk’un ^okumaya devam ediyoruz.
jfliıkitapta. 78-80. sayfalardaki, sonraki yazı da Prof. Dr. Küyel’in yaz-Ijefelsefe kitabı konusunda. Başlığı: “Okul kitabı mı Bu?” Yalnız, ya-lürilıinde bir yanlışlık var sanıyorum; “24 Aralık 1974” denmiş. Oysa jıyazıdaki gibi: “Orta öğretimde bu yıl tek kitap yöntemi benimsendi” ıljşlanıyor. Buna göre tarih, 1974 değil, 1975 olsa gerek. Okuyoruz. Da-(Bİıcü cümle şöyle: “Ne var ki Prof. Mübahat Küyel’in yazdığı felsefe 0ide Alevi yurttaşların yaşamına değin yoğun iftira ve yalana yer veril-Jyük tepkiler yaratmıştır(..).
iadohı’da Alevi-Sünni çatışmasım körükleyecek propagandayı ders kita-ı;îde§tinnek, bilinçsizlikle oluşacak bir iş değildir(..). 54. üncü sayfadan sekveriyorum ’(..). Özellikle Şii'ler arasında ‘Ben Tannyım (Enel Hak)' ■yCiihbemin altında Tanrı var’ iddialarıyla ortaya çıkan bir kesim muta-davranış ve düşüncelerini ölüm karşılığında ödemelerinin gerçek se-molmalıdır. Ayrıca devlet otoritesine karşı gelen bozguncu eylemlerde teori ile felsefe yolundan yasallaşmaya çalışmışlardır (Pir Sultan Abdal, M,Simavî)’.
sim hele! Zinayı helal sayan Aleviler, aynı zamanda ‘devlet otoritesine iffIen’ ve ‘bozguncu eylemlerle devleti ele geçirmek isteyen’ kişilermiş, i* Mübahat Hanım felsefe kitabı mı yazıyor, yoksa sıkıyönetimde ^ytbağh savcı rolüne mi çıkıyor? Ya da CtA’mn gizli emirleriyle Ana-•lıkardeş kavgası mı körüklüyor?(..)”.
Bu yazı üzerine de söyleyecek birkaç sözümüz var. Şöyle ki sayın Küyel, gerçekten niyetini iyice bozmuş, bir kesim halkımızı. Alevîler! kötülemek için, düpedüz demagoji yapıyor. Nesnel olmayan bu tutumun başka bir nedeni olmalı. Hem de bol paralı, kökü içerde olmayan, Ahi Evren zamanında Moğolların Anadolu’ya saldırdıklarında kullanacakları kişileri bulmak için yaptıklarını yineleyen, emperyalist saldırganlar gibi binlerinin buyruğuna girmişçesine saldırıyor. Eline ne geçerse, nişangâhsız atıyor.
Hep bilinir; “Enel Hak” diyen, Hallac-ı Mansur’dur. Devlet otoritesi ile hiçbir alıp veremiyeceği yoktur. Zaten Prof. Dr. Küyel, saldırı alanını genişletmiştir. Kendi de bu eleştirdiklerinin “Mutasavvıflar” olduğunu söylüyor. “Cübbemin altında Tanrı var” diyen, Bayezid-i Bestâmî’dir ve birlikte örnek verilen öbür üç kişi gibi öldürülmemiştir de! Hesapsız kitapsız demagoji. Simavnah Şeyh Bedreddin de Alevî değil. Şeyhülislâmlık yapmış bir Sünnî bilginidir. Pir Sultan Abdal, devlete başkaldırdığından değil, özellikle Ahilik yoldaşı Melâmî Şeyhlerine bol bol uygulandığı gibi, o kuşkudan ötürü idam edilmiştir.
Bu, insan sevgisi ile dolu olup, düşünce ve davranışları ile hemen her kesimden halkımızın gönüllerinde taht kurmuş olan insanlan suçlarken bir de; “davranış ve düşüncelerini ölüm karşılığında ödemelerinin gerçek sebebi bu olmalıdır” şeklinde bir “Ebussuut Efendi” örneği fetva da vermektedir. Ama “ortaya çıktıklarını” da inkâr edemiyor ve kendisinin ise nasıl “ortaya çıktığını” görüyoruz. İlhan Selçuk'un yazdıklannı okumaya devam ediyoruz.
Aynı kitapta 81-83. sayfalarda bir de, 8 Ocak 1977 tarihli, “Yırtılan Kitaplar” başlıklı bir yazı var. Şöyle diyor: “1977 Türkiyesi’nden bir gazete haberi: ‘Millî Eğitim Bakanı Ali Nailî Erdem 'in bütün valiliklere bir genelge gönderdiği ve liselerde okutulan kitaplarda yer alan eleştiri konusu sayfaların imha edilmesinin istendiği öğrenilmiştir. Dün bütün valiliklere gönderilen genelgede felsefe, tarih ve ahhlk kitaplarında yer alan bazı konuların çıkarılması için sayfa numaralan iletilmiş ve gerekli işlemlerin Millî Eğitim müdürlerince yapılması istenmiştir. Bilindiği gibi Felsefeye Giriş kitabında Alevî yurttaşlar aleyhinde bazı bölümler yer almış, ahlâk kitabında ise işçilerin, doktorlar kadar şerefli olmadıkları iddiasına yer verilmişti. Bu bölümler kamuoyunda ve Meclis’te tartışmalara yol açmıştır’.
Peki, acaba nasıl yırtılacaktır ders kitaplarının sayfalan? Valilikler, Millî Eğitim müdürlüklerine genelgeyi iletecekler, durum okul müdürlüklerine duyurulacak. Okul müdürleri emri öğretmenlere ulaştıracak. Öğretmen sınıfa girecek. Öğrenciler kitaplarını açmış bekliyorlar.
Öğretmen: -Çocuklar, şimdi numarasını bildireceğim sayfalan kitabınızdan yırtacaksınız?
^^^yfalannı yırtmakla iş bitecek midir? Ya o kitapların emrine ne diyorlar? Bu kitapların yazarlarında gerçekten t çıkıp konuşmalıdırlar: f jîdığı®^ kitabm yırtılmasma razı olamayız!
Bakanlığı’mn okullarda yırttırdığı bir kitabm yazan olarak lasmak mıdır? Hangi insan onuruna yedirir böyle bir duru-insanlar yazdıklarma sahip çıkanlardır. Hem bir kitabın birkaç ne olacaktır? Herkes bilir ki kitap bir bütündür. Bir dünya Eğer bir kitapta işçinin şerefi azımsanıyorsa; geriye dö-^^*5diŞ' felsefenin ve karanlık bir dünya görüşünün ürünüdür o ki-
toplumların karanlık çevrelerinde, aşdmış ahlâk kurallannın hâlâ yaşar-••(••)• Ve birkaç kitabın sayfaları yırtılarak bu işin için-
^nıizin nedenlerini öncelik sırasına göre şöyle özetleyebiliriz: Lise (jgnıf felsefe kitabmda Aleviler konusunda öğrencilere okutulanlar: 1) jjtaybndır. 2) Laikliğe ters düşmektedir. 3) Lise felsefe derslerinde bu gerek yoktur. 4) Yazılanlar Anadolu halkım birbirine düşmanlaş-
Ibye’de 15 milyon Alevî olduğu söylenir (90’lı yıllarda Alevî önderle-lakamın 25 milyon olduğunu söylediler; sg). Laik cumhuriyet devletin-(BEğitim okuluna giden Alevî öğrenciye, şaraba ve domuza eğilimleri yiîunumu öğreteceğiz? Bu saçma sapan sözlere yer veren kitabın basü-Içinmi 15 (ya da 25; sg) milyon Alevî devlete vergi ödüyor? (..) Bazı Wıöğrenciler Felsefeye Giriş kitaplarım yakmışlardır. Ankara lO’ımcu ICezaMahkemesi kitaplann toplatılması yolunda bir karar almıştır (..).
îifdâ§ bir toplumda gerçek saygısı her şeyin üstündedir. Eğer Alevîler ten Prof. Mübahat Küyel’in yazdığı inançları benimsemiş olsalardı, Şmbir diyeceği olamazdı. Ne var ki kitabm yazdıkları gerçek dışıdır, ve lözüburada yatmaktadır. Devlet eliyle kitaplar bastırarak çocuklarımıza okutamayız!..).
Mübahat Küyel’in gerçek dışı bilgüeri çağdışı bir dünya kitaplaştırması ve bu kitabın devlet hâzinesinden para harcanıp cumhuriyetin Millî Eğitim okullarında öğrencilere yasa zoruyla oku-
Bizim kitaba saygımız var. Kitap yazanna saygımız var. Milü Eğitini Bakanı, Prof. Mübahat Hamın’ın kitabmdan sakıncalı sayfalann yutlması için emir verdi. Mübahat Hanım’da ses yok. Demek ki Mübahat Hatmn’m ne kendi kitabma saygısı var ne de kendi kişiliğine...
Özkişiliğine saygısı olan, kitabım yutan kişiye karşı çıkmak yürekliliğiııi gösterir. Yazık Mübahat Hamm’a ki kişiliğini savunacak yüreğe sahip deP-miş...”
Prof. Dr. Mübahat Küyel, doğrusu beni çok güç bir durumda bırakmış bulunuyor. Yukarıda yer yer bazı açıklamalar yaptım. Yine de durumu daha iyi anlamaya çalışıyorum. İlhan Selçuk’un yazısından anladığımıza göre. Prof. Dr. Küyel’in, ilk bakışta, bu çok talihsiz kitabı; 1975 yılında yayınlanmış. Rahmetli Selçuk’un, konuyla ilgili 3. yazısındaki haberde, ki bu yazı 1977 yılı Ocak başında yazılmış; M. Eğitim Bakanlığı’nın Valiliklere bir genelge| göndererek, kitabın bazı sayfalarının yırtılmasını emrettiğini; kitaptaki son eleştirel yazıda, ki o da, 1977 yılı Ocak ayı sonlarında yazılmış; anılan kitabın,] sonunda Mahkeme kararıyla toplatıldığını okuyoruz. Artık bu kitaba “talihsiz" değil; ama ne diyeceğimizi doğrusu tam olarak bilemiyoruz.
Rahmetli Selçuk, seçkin bir aydın ve çok iyi bir gazeteci olarak, olay ile bütün aydın sorumluluğu ile ilgilenmiş, hiçbir zaman peşini bırakmamış, aydınlığın güçlü ışığını sürekli olarak olayın üzerine tutmuş. Işıklar içinde yatsın. Ama bizim, bir felsefeci ve ayrıca Prof. Dr. Küyel’in yazısını kitabımızda değerlendirmiş bir kişi olarak; olanağımız ve gücümüz yettiğince, konuyu daha derinliğine ele almamız gerekiyor.
Konuya, Prof. Dr. Küyel’in, 1956 yılında, Gazali'nin görüşleri ile başla-| yan, “Üç Tehâfüt” adlı kitabı yazmış olduğuna değinerek başlamıştık. Biz bu-| radaki İbn Sina Sempozyumu bildirilerine değinirken; 1975-77 yıllanndaki, kanımızca tarif edilemeyecek kadar acı sonuçlu Lise Felsefe kiiabı olayını bilmiyorduk, ya da demek ki en azından, hemen tümüyle unutmuşuz.
Bu kitap olayına, “tarif edilemeyecek kadar acı sonuçlu" deyişimiz şundar ki, bu ülkede, 1978 yılında, Maraş ve Çorum olaylan yaşandı. Bu olaylardı gözü dönmüş kalabalıklar Alevîlere saldırdı, bu saldınlarda olmadık cinayet 1er işlendi ve zulümler yapıldı. Bu çağda bu saldırı, zulüm ve cinayetleri işle yenleri ve onların nasıl yönlendiğini tam olarak bilmek, anlamak hemen he men olanaksızdı.tesettür giyim

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder