tesettür giyim ve ahilik bilgi
Hattâ, Empedokles’in ve Demokritos’un o zengin bilgilerini açıklayabil--diçinonlann doğrudan doğruya veya dolaylı yollarla ‘Doğu’ya seyahat et-aldikleri de bilinmektedir. Hele Pitagorasçüar’ın Yunan-İran harpleri sıra-adagörünmüş oldukları, Platon’a etkileri ve ‘Tenasüh’ akidesini de yaymalı Itaşladıklan da büsbütün malûm bulunmaktadır.Platon’a ‘Yunanca yazan Musa’ gözüyle bakılmasa bile, ‘Doğu’nun etki-ade olduğuna, başta İskenderiye filozofları, dalta sonra Roger Bacon olmak itere dikkat çekilmekte daima bir haklılık payı söz konusu olmaktadır. Bura-«AhuraMazda’dan adâleti alan İran hükümdarı Timo’nun ismi ileTimaios, kelimeleri arasındaki ses benzerliklerini de eklemek gerekıri’l^^^''.
c fi68-670.
PROF. DR. KİTİTEL’İN ÜÇÜNCÜ BİLDİRİSİ: “İBN SÎNÂ’NIN ‘AL-‘AKL AL-FA’ÂL’İNE BİR ADIM OLARAK FÂRÂBÎ’DE SİYÂSET
Fârâbî'nin doğumunun yıldönümü dolayısıyla 1., 2., 3. Şubat 1975 günlerinde Tahran (İran) da Fârâbî’yi Uluslar arası Anma Toplantısı’nda, Harvard (USA)’dan Muhsin Mehdi bir bildiri sunmuş, konuya ilginç bir yaklaşımla, özgün ve değerli bir katkıda bulunmuştur.
Bu bilimsel bildiriden anlaşıldığına göre, Fârâbî, çağdaşı olan bilgelik severlerden ne Kindî’nin ne de Zekeriya RM’nin yaptığını göremediğimiz bir işi daha başarmıştır. Bu iş, îslâm Âleminde ‘Siyâset Bilimi (Political Science)’ni kurmuş olmaktır. Gerçi, bu tür bir değerlendirmeye Türkçe literatürde de rastlanmıştır (Prof. Sadri Maksudî Arsal; sg).
Muhsin Mehdî’ye göre, Fârâbî’nin bütün eserlerinin. Evren üzerine açıklamalarla başlayıp, asıl, Toplum’a ve İnsan’a ilişkin konulara gelmekten ibaret olan o hiçbir yerde işitilmedik, çağdaşlarından hiçbir kimsede alışılmadık, ne İslâm’da, ne İslâm öncesi hiçbir eserde bir örneği daha görülmedik iç düzenlemesi, ancak, onun bu yeni bilim dahm yaratımş olması gibi bir gerekçe ile açıklanabilir.
Fârâbî’nin siyâset teorisi onun, ‘al-‘Akl al-Fa’âl Teorisi’ne dayanmaktadır. Onun ‘al-‘Akl al-Fa’âl Teorisi’ ise onun ‘On Akü Dokuz Felek Teorisi’ne dayanmaktadır (..). Onun ‘On Akıl Dokuz Felek Teorisi’nde geçen ‘On Akıl’ içerisinde, ‘al-‘Akl al Fa’âl’ (Hep Etkin Akıl), şu gökteki Ay’ın aklı olup, Ev-ren’i, Toplum’u ve İnsan’ı iletişime getirerek, onları Gerçek. Doğru, İyi ve Güzel bir uyumla birleştirip bütünleştirir (..).
Hep Etkin Akıl ile birleşmek demek, insanın, doğayı aşıp. Tanrı katına ulaşmada, kendi yeteneklerine dayanarak. Bilim, Bilgelik Sevgisi ve Sanatla sonsuzlaşması demektir (..). Kendisinde ‘Başkasının Beni’ni gerçekleştirmesidir. ‘Başkasının Beni’ için yaşamasıdır (..).
Fârâbî incelemeleri arasında, Massignon, Lalande ve Van Der Bergh’in denetimi, gözetimi ve yönetimi altında yapılmış değerli doktora tezi, artık klasik düzeye yükselmiş bulunan İbrahim Bey Madkour, Fârâbî'nin Siyâset Teorisini dayandırmış olduğu ‘On Akıl Dokuz Felek Teorisi'nin kökünün, Sabiî, Zerdüştî, Karmatî, Şiî, İsmailî, Manihaî bazı paralelliklere rağmen, aslında, doğrudan doğruya Platon’un Tımaıos’unda, Aristoteles’in Ethique a Nicoma-gue’ında ve Plotinos’un U.sıı/ûcya’sında bulunduğunu söylemiştir.
Arap Akademisi Başkanı Sayın Madkour’un açıkça göstermiş olduğu bu kaynaklara rağmen, Fârâbî’nin bu ‘On Akıl Dokuz Felek Teorisi’nde Stoahetkiler görmek isteyenler de bulunmuştur (..). Fârâbî’ye göre Filozof, Peygam-ber’e benzer. ‘Stoalı Bilge’ yeryüzünde ne kadar nadir ise, işte tıpkı bunun gi bi, Fârâbî’nin ‘Malik ‘Âdil’i de yeryüzünde o kadar seyrektir (..).
Osman Amîn, Stoa etkisi üzerindeki ısrarlarında bu kadarla da kalmaz Ona göre, Stoahlar, M.S. 1. Yüzyıldan itibaren Mısır’da ve Suriye’de çok iy
(jdırlar. Stoacı görüş Kindî’yi, Fârâbî’yi, İbn Sînâ yı. Gazali yı, / guiTiî’yi ve Hucvirî’yi, Kelâmcılan (Nazzâm, Câhız, Hişam b. Ha-yiu’tezile’yi, Bakıllânî, Cuveynî, îji gibi Eş’ariye’yi) etkilemiş-
I fiilin adâleti konusu, sadece, Arap siyasî tarihinin başlangıçlarının de-'^(‘^fopotamyalılar’ın, özellikle de, bir Asya kavmi olduğu kabul edilen ' ^lerin. kısaca, insanlığın en eski sorunudur. Çünkü, bilindiği üzere, ilk t jiıtropologlan olan Sumerliler, adalet kavramına bir arkhe değeri ver-Ç adaleti, varlık kategorisinden daha dibe, daha temele veya en başa yer-^^işlerdir(..).
Sumerliye göre. Gök Tanrısı An’ın garantisi altındadır; adâlet, Su-jileidensonra, Güneş Tanrısı Şamas’ın eline geçmiştir(..). Yunanlılarda da un kızı Dike’nin sözünden Güneş bile çıkamaz; çıksa, Erynny’ler onu jjkor. Yunanlıların Dike’si herhalde Sumerlilerin Diku'sa olsa gerektir(..). \daleti merkeze alan Mu’tezile’nin MâVerâ ünNehr, Horasan, Harezm gi-jiitkellerinde vücud bulması bir tesadüf eseri değildir; bunun, tarihî, derin ipleri vardır(..). Mu’tezile büyükleri arasında Türklerin bulunması nasıl te-jjlfîdeğilse, İslâm’da büyük ‘Fakih’lerin, ‘Muhaddis’lerin ve ‘şerhçi’lerin jtaie çarpacak derecede büyük bir kısmının da yine Türk ellerinden ve jiler arasından çıkmış olması da, Ebû Hanife başta, yine, öylece, tesadüfi (iildiı. Türk ellerinde, hükümdarların ölümsüz değil ölümlü. Tanrı değil, in-jolduklan, hükümdarların kendilerinin Gök tarafından ‘kara bud’u gönen-jıekle görevlendirilmiş bulundukları hakkında kendilerinde çok açık bir bi-;;de mevcuttur. Tıpkı Sumerli EnSiler’in ‘kara başlar’a adâleti yerleştir-jUe,pay etmekle görevli olduklarına inanmaları gibi (..).
Buraya biz varsayımımız yönünde yüreklendiren birkaç araştıncının gö-■Jerini de ekleyelim. Fuad Köprülü’ye göre, (Sumerlilerde ‘Logomachy’ dinide var olan) ‘Münâzara’ edebî türü ne Arap ne de İran Edebiyatında lijnmayan, ama, tıpkı, rubaî, destan ve atasözlerinde olduğu gibi, Türkler .rafından edebiyata yapılmış bir katgıdır (..).
Aimedî, Sumerli ‘logomachy’lerinde olduğu gibi, eşyayı değil, veya iuçaTantra Masallarındaki gibi hayvanları değil, fakat sazları konuşturup Mşiiirerek, toplum eleştirisi yapmaktadır. Bu türe ilk kez Sumerlilerde rast-adığını biliyoruz. ‘Ağaç ile Kamış’, ‘Kazma ile Sapan’, ‘Kuş ile Balık’ «tısmalan gibi (..).
Hikmeti, vezinli sözlerle anlatan birkaç Türkçe eserin adım hemen burada aılıiliriz: Araştırıcıların henüz bir prototipe indirgeyemedikleri Kutatgu Bilig lökü Uygur görünç’ü?), Divân-ı Hikmet,
Bütün bunlar arasında, araştırıcıyı asıl yüreklendiren, hattâ şaşırtan öğenin Türklerin ortaya koymuş oldukları cebirin, Sumerlilerin ortaya koymuş oldukları cebir ile bir takım benzerliklerinin belgelendirilmiş olmasıdır; başka deyimle, Türkler Sumerlilerinkine benzer bir cebir geliştirmeyi gerçekleştirmişlerdir (Sayılı, Abdül Hamid İbn Türk’ün Katışık Denklemlerde Mantıkî Zaruretler Adlı Yazısı ve Zamanı Cebri, 1962, TTK, Ankara)
Landsberger’in bildirmiş olduğu üzere, Sumerlilerin Yedi Bilgesi, Hikmeti (Hikmet kelimesinin Akkad’ca yoluyla, Sümer diline dayandığı, onun ilk anlamının gem ve koşum olduğu, tıpkı, evren yasalarının evreni ‘zapt ü rapt’ altında, yani, varlıkta tutmasında olduğu gibi, toplumu da yasalarla, ‘zapt ü rapt’ altında tutma anlamına geldiği, bu yüzden, yasa yapanların önce evreni, toplumu ve inşam bilmesi, tanıması gerektiği, yasalara uymayanlar hakkında bilgenin ‘hüküm kestiği’, hâkim’in, yargıç’ın adının bu yüzden ‘hüküm ke-sen=Diku olduğu haürlansm), denizden çıkararak (Hikmet Tanrısı Ea’dan veya Oannes’den alarak) hükümdarlara öğretmişler veya Hikmet’i, tabletlere yazarak, toprağa gömüp saklamışlar, onu, ‘Tufan’ın zararlarından korumuşlardır (..)” (agm, s. 677-680).
“O halde, diyebiliriz ki, 1. 1. Birincileyin, Fârâbî, İslâm Âleminde, Siyâset Bilimi’nin kurucusu olmuştur. Çünkü (1) Dedesinin babası ‘Tarkan’dır. Tar-kanlık, hükümdarı iç ve dış düşmanlara karşı korumak gibi çok yüksek bir devlet görevlisi mevkiidir (..). Bu Tarkan’ın kendisi Uzluk Oğlu’dur. Eğer, ‘Uzluk Oğlu’, ‘Uzluk’, bir lâkap değil de bir nesep ise, bu Tarkan’ın babası ‘Uz’ bir kişi, bir bilge olmalıdır-Kuman Başbuğu Uzluk (Osoluk)’un kızı. Kuen Oleg ile evlenmişti-. Oğuzlar bu bilgelere ‘Ata’ demekte idiler.
Fârâbî’nin kendisi felsefe formasyonludur. Geldiği toplum ise-Türklerin kendi aralarındaki veya Çin, Hint, İran, Bizans, Arap Devletleri ile olan mücadeleleri sonunda Büyük Hun, I. Ve II. Gök Türk, Hazar, Uygur. Kara Hanlı Devletleri şeklinde biçimlenmiş veya Türk, Iranlı ve Arapların birbirleriyle olan mücadelelerinden veya kendi içlerindeki Emevî, Abbasî, İdrisî, Aglebî, Tulunlu, Fatımî, Akşit, Tahirî, Safarî, Dulefî, Rudeynî, Samanî, Kara Hanlı, Ziyarî gibi ailelerden, Bermek’ler, Nevbaht’lar, Hakan’lar, Sul'ler, İbn Amid’ler gibi vezaretten ve ‘kâtip’lerden veya ‘Şu’ııbiye hareketi'nden kay-naklanan-siyaset olayları ile,-lslâm öncesinden, Tengrid, Taocu, Zerdüştcü, Buddhacı, Çoktanrıcı, Isacı, Musa’cı, Islâmla Hanefiye, Şafı’iye, Hanbeliye, Mâlikiye gibi fıkhı, Mu’ellihe, Sâbbe, Mufaddıla, Mu'tezile, Murcia, Hariciye, Eş’ariye, Mâturidiye gibi, kdâmî-itikadî. İmamiye (Şi’a),Ehl-i Sünnet gibi, ‘Ümmet Ethos'um parçalanmış görünüm veren siyasî ‘Mez/ıeb’çeşitleriyle de-, din olayları başta olmak üzere, çok değişik kültür olaylarına sahne ya da tanık olmuş bir toplumdur (..).tesettür giyim

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder