tesettür ve felsefe
Bilgi, duyu verilerininin zihin tarafından işlenmesinin bir ürünüdür. Duyu verileri ise doğaüstü varlıklar, doğaüstü güçler ve bunların bir niteliği olarak evrensel ve mutlak değerler için hiçbir ipucu göstermemektedirler. "Değer" diye bir şey vardır gerçi; fakat o varlığın bir niteliği veya bağlılaşığı (korelat) değil, nesnelere ve şeylere insanın atfettiği, yüklediği, gerçekliği olmayan, öznel birnitelemedir. İngiliz empiristleri, özellikle D. Hume, değerlerin kaynağını bazı psişik yeti, duygu ve duygulanımlarda bulur ve bu konuda antikçağda sofist Prodi-kos'ta gördüğümüz psikolojist tutumun yeniçağa özgü bir versiyonunu geliştirir. Hume için eylemlerimizi sadece eğilim, duygu, haz ve acı gibi psişik faktörler yönlendirir ve bu eylemlerimizi "değerli" veya "değersiz" kılan da, psişik yönden olumlanmalan veya olumsuzlanmalan-dır. Örneğin, "iyi" ve "kötü", haz ve acı duygularının özel biçimlerinden başka şeyler değillerdir. Öyle ki, genellikle etik ve özellikle bir değerler etiği, ancak ve sadece psikolojik bağıntılar zemininde temellen-dirilebilir. Kısacası, etiğin ve değerlerin kaynağını, ilkçağ ve ortaçağın sandıklan gibi varlığın kendisinde değil, insanın psişik doğasında aramak gerekir. Değerler öznel ve değişkendirler Bu nedenle de bilimsel faaliyete bulaştınimamalan gerekir. Olgu ile değerin, olan ile olması gereken'in birbirlerinden ayn tutulması, Hume’dan etkilenen Kant'ta teorik akıl - pratik akıl ayrımını da içerecek bir genişlik kazanır. Kant etiği, hatta değerleri dışlamak ister ve insan eylemlerine psişik, özellikle de duygusal kaynaklı olan değerlerin değil, tersine doğa yasalanna benzer türden ahlâk yasalannın yön vermesini talep eder. Kant "değer" terimini, sadece, insanın insan olmak bakımından niteliğini belirtmekte kullanır. Buna göre, insem (Tanrı için bile) bir araç değildir; tersine o kendinde bir amaçtır ve bu amacı gerçekleştirmek, ahlaksal yaşamı bireyin kendisinin olduğu kadar, aynı zamanda tüm diğer insanların da özgürce onayladıkları ahlâk yasalan altında kurmayı ve düzenlemeyi gerektirir. Böylece Kant insanın duygu ve değer dünyasını neredeyse dışlayan, insan yaşamının duygu ve değerlere göre değil, rasyonel kılıklı imperatiflere, buyruklara göre yönlendirilmesini
etik geliştirmiş olur. Kant, biraz ileride üzerinde duraç -ScheJer tarafından etiğin içini boşaltmakla, içeriksk mekle suçlanacaktır.
Hume ve Kantla birlikte, Aydmianmacı tin, değerler büyük ölçüde felsefenin gündeminden dışlamıştır.tesettür 19. yüz)-,)^ vizm, bilimin nesnelliğinin değerlerden bağımsızlık ve yansm^’’^-sinde sağlanabileceğini, hatta bunların bilim olmanın ve bilin, nın vazgeçilmez koşullan olduğunu belirtmiştir. Olgulan konuoi^ Um, nesnel, buna karşılık değerler ve değer yargılan özneldir, 0|| yargılan değer yargılanna, değer yargılan olgu yargılanna dayj^ olamazlar. Bilimler, sosyal bilimler de dahil olmak üzere, değerdenim ğımsız olmalıdırlar, öyle ki, doğa bilimlerinin olgucu yöntemlerini^^ yal bilimler de kullanmalıdır; örneğin sosyoloji, değerlede ilgisi oh^ yan bulgulan kaydeden, teknik anlamda olgu toplayıcı bir bilimdir, 0^, le olmalıdır.
/V- Değer Felsefesinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi I- Aydınlanma ve Pozitivizm
Aydmianmacı fılozoflann, özellikle Kantin ve daha sonra poziti-vist fılozoflann değerler sorununu adeta felsefenin, özel olarak eliğin dışında tutma çabalan, "bilim" dendiğinde "doğa bilimi"ni anlamaları ve sonradan A. Comte'un "sosyoloji"si örneğinde ortaya çıkan "sosyal bilimler"i de bu "doğa bilimi" model ve örneğine göre inşa etme istekleri, 19. yüzyılın ikinci yansından itibaren tepkilere yol açmış ve bu tepkiler sonucu, hatta yeni bir felsefe alanı olarak bir "değer felsefesi" ortaya çıkmıştır. Buraya kadar aktardıklanmdan, değer sorununun, felsefe tarihinin erken dönemlerinden beri felsefe içinde sürekli ele alınmış olduğu görülebilir. Fakat bu sorunun yeni bir felsefe disiplininin konusu olacak şekilde, geniş kapsamlı bir inceleme ve temellendirme konusu yapılması, ancak 19. yüzyılın ikinci yansından sonra mümkün ; olmuştur (burada şunu belirtmeden geçilemez: Modem bir felsefe di- 1
Lotze, açıktır ki, değerleri duygusal kökenli
saymakla, dej.
nunda öznelci bir tavra sahiptir. Fakat aynı Lotze, kendi alizmi doğrultusunda, değerlerin, özellikle kutsal değerlL'°'*' sinden ve mutlaklığından söz eden, nesnel ve teleolojik idealizl^ lı bir tavır içerisinden de seslenir ve tüm çabası bu ık,' bağdaştırmaya yöneliktir. Ne var ki, birçok felsefe tarihçisi, Lotft, bu bağdaştırma denemesinin, bu eklektizminin başanlı olmadığı|(j smdadır.
///- ye/ıı Kantçı Baden Okulu ’nun Değer Felsefesi Eklektizmi eleştiriye uğramış olsa da, Lotze’nin "değerlerfelsef; si"ne giden yolu genişliğine açmış olduğu açıktır. Öyle ki, öğrencisivt Yeni Kantçı Baden (Heidelberg) Okulu'nun önemli temsilcisi W, Wiıı. delband, "felsefenin tümü bir değerler bilimidir" diyerek, felsefeninti. münü bir "değerler felsefesi" olarak konumlamaya çalışmıştır. Bir Ye-ni Kantçı olarak Windelband, Kantçı öznel idealizme bağlıdır. 0 nes neyi "özne için nesne" sayar; yani nesne, düşünen özneye, bilince göre bilinebilir, kendindeki haliyle (Ding an sich) bilinemez. Fakat bu bilinç, öznenin bilinci, Kant'ta olduğu gibi, tekil öznelerin tekil bilinçleri değil, "genellikle biiinç"tir, Fichte'deki anlamıyla Bendir. Bilgi, dış dünyanın "genellikle bilinç"e ait bir yetinin, mantığın normatif yasalar altında düşünülmesinin bir ürünüdür. Bu yasalar nasıl düşünmemiz gerektiğini dikte ederler. Öyle ki, bilgi, bu gerekliliğe uyduğu sürece 'doğru" olabilir. VVindelband buraya kadar Kant'ı izlemektedir.tesettür Ne var ki, o, Kant'ın ihmal ettiği bir bilinçten, "değer koyan ve değerlendiren bilinç ten de söz eder. Bu bilinçle biz, öznel/duygusal kaynaklı değerlerimizin olduğu kadar, transandantal değerlerimizin de varoluşlarını tanınz. VVindelband, mantıksal, estetik ve etik değerlerin dünyayı kavrayış tarz-lanmızı öncelediğini, felsefenin tam da bu nedenle bir "değerler bilimi”; olması gerektiğini belirtir. Bununla birlikte, VVİndeJband’da da, hocası ' Lotze'de olduğu gibi, öznel kaynaklı değerler il
VVindelband’m öğrencisi H. Rickert, değerler sorununu felsefenin özüne ilişkin bir sorun sayar. Rickert, insanın sadece doğa varlığı olmadığını, hatta daha fazlasıyla bir "kültür" varlığı olduğunu, onun kültürü yarattığını ve yarattığı kültürün içinde yaşadığını belirtir. Kültür yaratmak ve kültür içinde yaşamak ise, insanın tüm eylemlerinin, düşünmesinin ve edimlerinin normlar, yönlendirici ve geçerli değerler altında bulunması anlamına gelir. Değerler kültürün taşıyıcılandır. Tarihsel gerçeklik, kültür dünyası, değerlerin motivasyonu altında, insan emeği ve düşüncesi ile kurulan yapay bir gerçekliktir. Felsefenin görevi, kültürel yaşamımıza kurallar veren, onu düzenleyen değerlerin sistematik bir betimini ortaya koymaktır. Rickert değerleri zamandışı sayar. Değerler fiziksel veya psişik kaynaklı değildirler; onlar seçim ve tercihlerimizin yöneldikleri idelerdir, fakat zamandışı olmalan nedeniyle ideal varlıklar da sayılamazlar. Onlardaki zamandışıhk, ideal varlıklarda kendiliğinden bulunduğu söylenen bir zamandışıhk değildir; tersine değerler insan düşüncesinin ürünüdürler; dolayısıyla onlardaki zamandışıhk, sadece insan düşüncesinin onlara yüklediği bir niteliktir. Değerler, kendilerine bağlanıldığı sürece etkililiğe ve geçerliliğe sahip olabilirler; örneğin, "adalet" gibi bir değere inanmayan bir insan için "adalet" idesinin hiçbir etkisi ve geçerliliği olamaz. Biz değerlere, sadece onlara yönelik olan psişik edimlerle ("akt ’larla) yöneliriz ve on-lan içimizde yaşanz. Fakat değerler zamandışı şeyler olarak tasarlansa-lar da, onlara her tarihsel dönemde, çağda yüklenen anlamlar değişir. Sosyal bilimlerin (Rickert'in verdiği adla; "kültür bilimleri'nin) asli görevi de burada belirir: Sosyal dünya, kültür dünyası, değerlere bağlı, değer-ilişkili (vvertbeziehende) bir dünya olduğundan ve fakat değerlere verilen anlamlar boyuna değiştiğinden; kültür bilimlerinin asli görevi, belirli bir çağı, bir toplumu, bir kültürü, kendi bir defalılığı ile ele almak ve belli bir zaman kesiti içerisinde o çağ, toplum ve kültürce değerlere yükletilen anlamlarla
ma yöntemi yardımıyla saptamaktan geçer Değerle yaşantılarımızda bulurlar. Onlar bir çokluk gösterirler leri bakımından aralarında bir derecelenme yoktur. Bu yüzde^„H tüel değerleri estetik değerlerin, ahlaksal değerleri estetik deie,ı"^ entelektüel değerlerin önüne koymak, tek yanlılıklara yol açar'k^'" bu görüşleriyle özellikle Max VVeber'i etkilemiş, bu görüşler bir "anlamacı sosyoloji" kurmasında yol gösterici olmuşlardır.tesettür
