tesettür ve felsefe bilgi
M. Scheler, Kant etiğinin formalizmini eleştirirken, Kant'mahlü sal insanı duygulanndan, isteklerinden, arzularından, sevgi venefttıit, rinden arınmış, içeriksiz bir akıl varlığına indirgediğini söyler. Oyjj Scheler'e göre insanın ahlaksal ve genelde sosyal yaşamı, ancak onı® duygusal yanından hareketle kavranabilir. Yaşamımıza akılcı ilkel«. den çok, sevgi ve nefret edimleri (aktlan) sayesinde kendilerinin farkında olduğumuz değerler çokluğu yön verir. Bu nedenle Kantinbo; ve formel, yani içeriksiz etiği yerine, değerlerden hareket eden bir içirik// değer etiği konulmalıdır, Scheler, insanı hayvandan ayıran en önemli yönün, Kant'ın ileri sürdüğü gibi akıl değil, duygu olduğunu söyler. İnsanın hayvanın gerçekleştiremediği bir şeyi, "tinsel yaşamı gerçekleştirmesi de, onunduygululuğunun bir sonucudur. Hiçbir canlıda "sevgi", "nefret", "tercih etme", "seçme" gibi duygular ve edimler yoktur. Sadece insan, bunlar sayesinde bir değer duygusuna sahip olur. Ve işte bu değer duygusunun nesnesi, doğada bulunmayan ve sadece insana geçişli olan değerlerdir. Duygusal edimler (emotional acts) değerlere yöneliktirler, tıpkı kavrayıcı edimlerin (conceptional acts) nesnelere yönelik olması gibi. Dolayısıyla duygusal edimlerin konusu olan değerler, örneğin "güzellik", "çirkinlik" vd, deneyimde gözlemlenip akıl yoluyla açıklanamazlar, onlar ancak duygusal edimlerle iç yaşantıda anlaşdabilirler. Gerçi değerlerin de kavrayıcı edimler yardımıyla tanımlan yapılabilir, onlar hakkında da kavramlar üretilebilir Fakat bu yolla elde edilen bir değer bilgisi, kuru bir bilgi, bir ad (nomina) bilgi-
si olarak kahr, bir içerik bilgisi olamaz. Çünkü değerler bilgi nesnesi değildirler; onlar değer duygusu aracılığıyla yaşanan, dolayısıyla ancak anlama konusu olabilen şeylerdir. Bilgi alanı kavranabilir/inteligibl ve mantıksal/lojik olmakla sınırlanmış bir alandır. Oysa değerler alanı in-telektin, kavrama gücünün ötesinde, akıldışı (irrasyonel) ve mantıkdı-şıdır (alojik). Zaten tam da bu nedenle, onlar kavrayıcı edimlerin değil, duygusal edimlerin konuşudurlar. Scheler, duygusal edimlerle anlaşılabilen değerleri dört gruba ayırır; 1. dirimsel (vital) değerler: insan açısından değer taşıyan nesneler, örneğin ışık, hava, su ve değer taşıyan fiziksel işlevler, örneğin soluk almak, görmek, işitmek vd değerlerdir (Scheler nesnelerin ve fiziksel işlevlerin değerlerini "eşya değerleri" -Güterwerte-olarak anar); 2. duygusal değerler: insanın nesneleri hoş, hoş olmayan, yararlı, yararsız, soylu, bayağı vd bulmasından kaynaklanan değerlerdir; 3) tinsel değerler: toplumsal-kültürel alanda ortaya çıkan bu değerler, kendi içlerinde üç alt gruba aynlırlar: a- estetik değerler (güzel-çirkin), b- adalet değerleri (haklılık-haksızhk), c- salt bilgi değerleri (felsefenin konusu olan ve felsefede gerçeklenen değerler); 4. mutlak değerler: nesnelerle hiçbir bağlan olmayan, kutsal, kutsal olmayan, iman, kendini adama, vecd, huşu vd değerlerdir.
Scheler, dört grupta topladığı değerleri, bir de, a- göreli, b-mutlak, olmalan bakımından da ikiye ayırır. İlk üç grupta yer alan değerler, nesnelere ilişkin olmalan bakımından ortaktırlar; oysa mutlak değerlerin kaynağı dirimsel, duygusal veya tinsel bir kaynak olamaz. Mutlak değerler, özellikle kutsal değerler, duygusal edimlerin en yoğunlan olan "aşk" ve "iman" edimleriyle yaşanırlar, anlaşılırlar ve bunlann yaşantısı insana sevinç, vecd ve huşu verir; öbür yandan, dirimsel ve duygusal değerler, bir iradi edimi gerektirmediklerinden, bir ahlâklılık, dolayısıyla tinsellik taşımazlar. Bunlara karşılık tinsel ve kutsal değerler insan tarafından iradi edimler ve eylemlerle gerçekleştirilmeleri gereken değerlerdir ve insanın "kişi" olması, bu değerleri gerçekleştirme çabasına bağlıdır ve "kişi", özellikle kutsal değerleri gerçekleştirmeye ve "ideal öz" olarak "Tann'nın varlık birliği"ne katılmaya yönelmiş
Scheler, modem felsefenin yeni bir alanı olarak "di sinin en önemli adlarından birisidir. Onun değerlere ilişkin z ’ lizleri, 20. yüzyılda sosyal bilimlere (tin bilimlerine) de yol tir. Bununla birlikte Scheler'de de, Yeni Kantçılarda gördüğümü^ re, öznelci ve nesnelci değer anlayışlarının bir karışımı karşınn^j^ makta, özellikle kendi değer idealizmi doğrultusunda mutlak değe^ den söz etmesi ve hele kutsal değerlere verdiği önem, aynı SdıelerUj, teolojik mutlakçılık içinde değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.
İşte, N. Hartmann, Scheler'in zengin değer analizlerinden hartktı etmekle birlikte, onun analizlerinde pek çok spekülasyon olduğunudj belirtir. Hartmann’a göre Scheler, dirimsel, duyusal ve tinsel birvaıH olarak "somut insan" ile mutlak ve kutsal değerlerin gerçekleşlirilmtsi-ne kendisini adamış olan "kişi "yi birbirinden öylesine ayınr ki, sanü Scheler'in "kişi"sinin bedeni yoktur. Hartmann'a göre Schelerin İd-şi"yi "somut insan"dan ayırması onaylanamaz, insan bir ontik bütün”dür. O, geliştirmiş olduğu kendi "yeni ontoloji si içinde, varlığı, anor-ganik, organik, psişik ve tinsel olmak üzere dört ana tabakaya ayı-nr. Bu tabakalann hepsinde geçerli olan yasa ve kategoriler olduğu gibi, bazı tabakalar için geçerli olup da öbür bazı tabakalar için geçerli olmayan yasa ve kategoriler vardır; örneğin "zaman" kategorisi tüm tabakalarda geçerlidir, buna karşılık nedensellik yasası tin tabakasında bir yerden sonra geçerli değildir. Bunun gibi, nedensellik tüm tabakalarda geçerli olsa da, tin tabakasında doğal nedenselliğe benzemeyen bir başka nedensellik tarzı olarak "ereksel nedensellik" vardır. İnsan tin tabakasında değerlere göre eyler ve değerlere dayalı bu eylem tarzı, insanı özgür kılar. Değerler, Hartmann'a göre metafiziksel nesnelerdir ve Scheler'in de belirttiği üzere, onlar bir bilme ediminin nesnesi olamazlar. Değerler, ideal varlık alanına aittirler; fakat herhangi bir tannsallık ve kutsallık taşımazlar. Scheler, mutlak ve kutsal değerlerden söz et-mek/e yanılmıştır. Hartmann'a göre değerler, Scheler’in belirttiği üzere, bir değer duygusu eşliğinde hisâ^^^t Yine Scheler'in belirttiği gibi.
değer duygusu bir algı türü, değer bilgisi de bir nesne bilgisi değildir. Değerler, ideal varlıklar olarak, değişmezler, fakat değer duygusu her çağda, her kültürde değişir. Değer duygusu değerlere her yönelişinde, aynı değere daha önce verilmiş olan anlamı geride bırakır, ona yeni bir anlam yükler. Dolayısıyla değişen, değere farklı zamanlarda verilen anlamlardır;tesettür fakat değerin kendisi zaman içerisinde değişime uğramaz, örneğin her çağın, her kültürün "iyi"den anladığı .şey değişik olabilir; fakat bundan dolayı "iyi"nin idealitesi değişmez.
Değerler bizim onları anlamamıza bağlı olmadıkları gibi, insanın onlara yükledikleri anlamlara da bağlı değildirler. Onlar, bizim onlan hissedip kendilerini gerçekleştirmeye çalışmamızdan bağımsızdırlar. Onlan değer duygusu aracılığıyla hissetmeye başladığımız anda, onlar da bizi belirlemeye başlarlar. Fakat bu belirlenim, doğal belirlenim gibi kesin ve kaçınılmaz değildir. İnsan değerin kendisinden talep ettiği şeye uyup uymamakta serbesttir. Çünkü değerin belirleyiciliği bir doğa yasasının belirleyiciliği değil, bir buymğun belirleyiciliğidir. Değerler, uyulması "zorunlu" yasalar değil, uyulması "gerekli" ilke veya buyruklar olarak hissedilirler. Dolayısıyla insan, değerleri, gerçekleştirilmelerinden kendisinin "sorumlu" olduğu şeyler olarak hisseder ki, "sorumluluk", insanı diğer doğa varlıklanndan ayıran başlıca nitelik olarak görünür. Değeri gerçekleştirme süreci, doğada olmayan, sadece insana özgü bir ereklilikten söz etmeyi gerektirir. İnsanın özgür olma konusunda tek bir olanağı vardır ki, o da, yaşamını değerlerin belirlenimine sokmasıdır. Özgürlük, bir olanaktır, sadece değerleri gerçekleştirmeye koyulmuş insana açık bir olanak. İnsan bu olanağı kullanmadığı sürece bir doğa varlığı olarak kalır.
Hartmann'da Tann'ya ve Scheler’in kutsal değerlerine yer yoktur. Fakat sonuç itibanyia o, değerleri ideal varlık alanına dahil etmiş olmakla, bir çeşit değer idealizmi ve değer metafiziği
tanncılığının amansız deştirmeni oiarak bilinir. Özellikle h, inancının eleştirmeni ve "Tanrı öldü" sözünün sahibi olarakNie^ bu sözüyle, modern Batı insanının benimsemiş olduğu değerlcnnçj^ tüğünü belirtiyordu. Nietzsche için değerler insan eylemlerinehü^ derler. Fakat aynı değerler insan eylemlerinden bağımsızlaşıp ıdeaf edildikçe, yaşamdan koparlar. Böylece özellikle kalıplaşıp kaiılaj^ geleneksel değerler dünyayı gerçek haliyle görmemizi engelleyenpt,. delere dönüşürler. Buna rağmen, anlam ve amaçlannı kaybetmiş ola. lar da, geleneksel değerlerin büyük bir kısmının muhafazasına çal» sarfedilir, çünkü bunlar süreç içerisinde kitlelerin sığınağı oluılj Özellikle Hıristiyanlığa özgü değerler, kalıplaşıp katılaşmış olsalar!» le, kitleler için kompensan, yatıştıncı ve uyuşturucu işlevi gördüklerit den özenle muhafaza edilirler. Geleneksel değerler, kitle kültürüne aittirler ve kendi ayaklan üzerinde durmayı beceremeyen köle ruhlu in-sanlan rahatlatan şeyler oiarak, köle ahlâkını pekiştirmeye yararlar. Mutlak değerler, hele hele kutsal değerler, Nietzsche için Hıristiyan uydurmacılığının ve ikiyüzlülüğünün ürünlerinden başka şeyler değildirler. Buna karşılık Nietzsche, değerlerin "güç istenci (iradesi) zemininde yaratılması ve böylece insanın kendini aşması, "üst insan' olması gerektiğini ileri sürer. İnsan, değerlen oldukları gibi benimsemek yerine, yeni değerler yaratmalıdır. Bunun için de önce mevcut değerleri aşındırmak, onlan yıkıcı bir tavırla derinliğine eleştirmek ve yeni değerler ileri sürmek, kısacası değerleri yeniden değerlendirmek zorundadır. Böyle bir insan için anık değerler hazır olarak bulunan şeyler değil, hep yeniden yaratılması gereken şeylerdir. Yaşamın dizginsiz akışı içinde, insan, güç istenci ile, her yaşama aralığında değerler yaratır. Yaşamın her ânı kendi perspektifini üretir ve tam da bundan ötürü perspektifler çokluğu kadar değer vardır. Ve insan, ancak belli bir perspektif altında değer yaratabildiği ölçüde "üst insan" olabilir ve ancak böyle olabildiği ölçüde özgürdür. "Üst insan", geleneğe ve muhafazakarlı-tesettür
