tesettür ve felsefe toplumu

tesettür ve felsefe toplumu

 tesettür diyorki ilk kez ortaya çıkmıştı. Capet’lerden çıkan Bourbon’lar b büyük bir olasılıkla Avrupa’nın en eski hanedanıdırlat^'' nunla birlikte, 866’da öldürülen ve adı Galya’nın büyül -neücileri arasında sayüan ataları Güçlü Robert’in kökenb^ hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Belki de yalnızca babasın^ adını ve Sakson kamndan geldiğini biliyoruz.^'''' Bir kez h derin dönüm noktası olan şu 800 yıhna gelindiğinde, bçım],tesettür maz olarak, karanlık hükmünü sürüyormuş gibiydi. İlk Karo, lenjler, tüm imparatorluktaki beUi başb yetkileri, çoğu Aust-rasia ve Ren ötesinden gelen ailelerle uzaktan ya da yakındiB akrabahk üişkisi kurmuş bu gerçekten eski ailelere emanet er
mişlerdi. XI. yüzyılda. Kuzey İtalya’da dağları ve ovalan içeren büyük alanları Attonide’ler ellerinde tutuyorlardı; bunlar halkında, 950’den kısa bir süre önce ölmüş olan ve Lucca kontluğunda çok büyük topraklara sahip bulunan Siegfried adında birinin soyumdan geldiklerinin ötesinde elimizde kesin hiçbir bilgi bulunmamaktadır. X. yüzyıhn ortası da, yine aynı şelol-de, Souabe’h Zahringen’lerin, Avusturya’mn gerçek kurucuh-n Babenberg’lerin, Amboise sörlerinin ... birdenbire ortaya çiktıklan bir tarihtir. Eğer daha mütevazı senyör ailelerin soy zincirini izlemeye kalksaydık, ipin ucunun çok daha erken dönemlerde elimizden kaçtığmı görürdük.
Ancak bu noktada, kaynaklarımızın yetersizliğinden yakınmakla yetinemeyiz. Eğer IX. ve X. yüzyıla ait sözleşmekı daha fazla olsaydı, elbette, daha fazla soy zincirini keşfede bilirdik. Fakat şaşırtıcı olan, bu rastlantısal belgelere gereksinim duyuyor olmamızdır. Liudolfıngien’lerin, Attonide’lenıı, Amboise sörlerinin, ihtişamlarımn doruklarında olduklan dönemde, tıpkı öteki benzerleri gibi, kendi tarihçileri vardı. Na sü oluyor da, tarihi yazan bu din adamları efendilerinin atalaiı hakkında hiçbir şey bilmemekte ya da bize söylemek
pektedirler? Gerçekten de, yüzyıllar boyunca yalnızca sözlü gelenek yoluyla aktarılmış olan İzlanda köylülerinin soyağaç-Itfinı, Ortaçağ baronlarımnkinden çok daha iyi bilmekteyiz. Açıkça görüldüğü gibi, bu sonuncuların çevresinde, alışıldığı üzere görece geç bir dönemde ve ancak içlerinden biri ilk kez gerçekten yüksek bir mertebeye çıktığında, soy araştırmasıyla jgilenilmişti. Kuşkusuz, bu seçilmiş tarihten önce aile tarihi araçarmalarmın pek de parlak şeyler sunamayacağını düşünmek için elimizde bazı iyi nedenler bulunmaktadır: Ya gerçekten çok alt tabakadan geliyorlardı (ünlü Norman ailesi Bel-letne’lerin atası bildiğimiz kadarıyla Denizaşırı Louis’nin okçularından biriydi^'’') ya da daha sık rasdanan bir durum olarak, senyörlüklerin şu küçük toprak sahipleri kalabalığı içinde uzun süre yarı gizli olarak kalmışlardı ve grup olarak kökenlerinin ne gibi somnlar ortaya çıkardığım daha sonra göreceğiz. Yine de, bu garip suskunluğun ana nedeni, görünüşe göre, bu iktidar sahiplerinin sözcüğün tam anlarmyla gerçek bir soylu sınıfı oluşturamamalarıydı. Soylu olmaktan söz eden, aslında kökenden söz ediyordur. Bu durumda da, köken hiçbir önem taşımıyordu çünkü soylu sımf yoktu.
II.BÎRÎNCÎ FEODAL ÇAĞDA “SOYLU” SÖZCÜĞÜNÜN ÇEŞİTLİ ANLAMLARI
Yine de tüm bunlar, IX. yüzyıldan XI. yüzyıla kadar belgelerde “soylu” (Latince nohili^ sözcüğüne oldukça sık rastlanmadığı anlamına gelmemektedir. Fakat bu sözcük, kesin bir hukuksal anlama sahip olmadığı gibi, hemen her defasm-da değişen ölçüdere göre fiilî ya da kamsal bir önceliğe işaret etmekle yeünmektedir.tesettür Hemen her zaman doğumdan; ama
U, PRENTOUT, Les oriffnes de ta maison de Hellime, içinde “Etudes aTıistcire de Notmandie”, 1926.
ba2en de servetten gelen tarkiıiık düşüncesini içermeli Genellikle çok açık bir üslubu olan Diyakos Paul’ün v' yüzyılda Aziz Benoit’mn Kuralı’ndan {Regk de Saint bölümü yorumlarken bu iki anlam arasında nasıl teredjjj,''' düştüğü ve ikisini birbirine karıştırdığı görülmektediri^^ ji' sin tanımlar yapmaya olanak vermeyecek denli değişken o]jj bu kullanımlar, feodal çağın başlangıcından itibaren, değşı^ leri bile son derece öğretici bazı büyük yönelimleri yansıj. yordu.
Bir sürü insamn bir senyörden toprak almayı kabul e|, mek zorunda kaldığı günlerde, bu bağımlıkk ikişkisinden k çabümenin tek yolu, bir üstünlük işaretiymiş gibi görülmek, dir. Dolayısıyla, yaknzca sıradan bir köylü niteliği taşısa ^ bir alku sahibi olmanın bazen noble ya da edel sıfatını kazac mak için yeterli olmasına şaşırmamak gerekir.tesettür Aslında,bu» teliğiyle küçük alku sahiplerinin ortaya çıktığı metinlerin çoğunda, bunlarm güçlü birine bağımlı toprak sahibi ya da scıı olmak üzere kısa sürede bu niteliklerinden vazgeçtiklenııs görülmesi dikkat çekicidir. XI. yüzyılın sonundan iübareıı, asknda oldukça sıradan insanlar olan bu “soylulara” artık kıt rastlanmıyorsa, bunun tek nedeni, o dönemde soylu sıt kavramınm çok farkh çizgilerde billurlaşması değildi, Baü’iB çok büyük bir bölümünde, toplumsal kategorinin kendisi ıİJ zayıflayarak ortadan kalmıştı.
Frank dönemde, çok sayıda köle özgürlüğünü kazanıuir tı. Doğal olarak, her zaman kölelik sıfaümn dışında kalij olan aüeler bu davetsiz misafirleri kolayca kendi eşitleri]® gibi kabul edememişlerdi. Romahlar, azat edilmiş statüs®' hâlâ daha çok yakın bir statüde bulunan azat edilmiş eskih le ya da onun soyundan gelen “serbest” inşam, bir tam “özgür’lerin (ingenuus)
(akut imparatorluğun düşüş döneminde kullanılan Latincede ; 0 jQ2CLİk hemen hemen aym anlamda kullamimaya başla-Bununla birlikte, kavram genellikle en geniş anlamda kul-lanildığında, lekesiz bir soy gerçek soylu sınıfını oluşturmu-vor muydu? “Soylu olmak, bir kişinin ataları arasında kölelik ,-âpmış İliç kimsenin bulunmaması demektir.” XI. yüzyılın başlatma ait bir Italyan yorumu, her yerde birçok izine rastlanan bir geleneği düzenlerken hâlâ daha bu tammı yapıyordu,’^^ Fakat bu tanım da, toplumsal sınıflamalarda yaşanan dönüşümler karşısmda dayanamadı; eski azat edilmişler soyundan gelenlerin çok bü)mk bir bölümü, gördüğümüz gibi, basit serf statüsüne geri dönmekte gecikmediler.
Bununla birlikte, sıradan insanlar arasında bile, toprağı dolayısıyla bir senyöre bağımh olurken kişisel “özgürlüğünü” korumap becermiş bireyler bulunuyordu. Kaçınılmaz olarak, dönemin alışkanlıklarının “soylu sımfı” olarak adlandırmasına aykırı düşmeyen çok özel bir onurluluk duygusu da bu kadar az rastlamr hale gelmiş niteliğin ayrümaz parçası olmuştu. Gerçekten de, şurada burada rasdanan bazı mednIer bu eşan-lamHığa doğru yönelmiş gibi görünmektedirler. Fakat, bu durum mutlak anlamda geçerli olamıyordu. Çoğu tasarruf hakkı sahibi olan bu ağır ve aşağılayıcı angarya zomnIuluğu altındaki sözde özgür insan kitiesini soylu diye tanımlama düşüncesi, çoğunluğun toplumsal değerler algdamasma o denli ters düşüyordu ki, kamuoyunca genel olarak kabul edilmesine olanak yoktu. “Soylular” ve “özgürler” sözcükleri arasında kısa süreliğine bir buluşmamn getirdiği eşanlamlıhk yalnızca özel bir Bağımlılık biçiminin söz dağarcığında kahcı izler bıra-kâbilecekti: Askerî vasallik. İster tarım alamna ister hane içine yönelik olsun, bağımhlarm çoğundan farkh olarak vasallerin bağlılığı kahtsal değildi ve hizmetleri, en mükemmel özgürlük
tesettür sundu.