tesettür ve felsefe toplumu bilgi

tesettür ve felsefe toplumu bilgi

 tesettür diyorki bilgi kavramıyla en üst düzeyde uyum içindeydi: Bunlar, sen. tüm “adamları” içinde tam anlamıyla “gerçek adamlan’vî tasarruf hakkına sahip oldukları toprakları da,diğer tüm fıeflerin üstünde “gerçek fief ’ adını almayı halç^; yorlardı. Ve şefin gölgesi altında yaşayan karmakarışık balık içinde, maiyetindeki silahk adamlan ve danışmanları rak oynadıkları rolleri soylu sınıfı içinde yer almalarına ol^ sağladığı için, bu askerî vasaUerin kulağa hoş gelen soylu ^ mfı adı alünda tesettür yüzyılm ortalarma doğru uj. nastırın avlusunda bulunan ve vasalliğin personeline talisi; ettikleri küçük kilise, manastır çevresindeki zanaatkârlanatf altdüzeydeki memurların da toplamp ayin dinledikleri “avu kilisesf’ne karşı “soylular şapeli” adım taşıyordu. SofaLoui, Kempten keşişlerinin toprak verdiği bağımJı adamlarını asb rî hizmetten muaf tuttuğunda, bu istisnamn manastır tarak dan ‘‘‘‘benefidum^hi donatılmış “en soylu kişilef’e hiçbir şeHi uygulanmayacağım özellikle belirtiyordu.^'*^ Kavramın tüm la mmlarından gelecekte en uzun süre kullanılacak olanı, vasıl Hk ve soylu sımfım birleştirme eğüimi taşıyamydı.
kalabalıklardan farklılaştıkları görülmehe4 Saint-Riquier rahiplerinin IX.
Nihayet, her kilidi açan bu sözcük, daha üst düzeyde, flf doğuştan köle ne de sıradan bağımlıhk ilişkileriyle yükürf olan insanlar arasmdan en güçlü, en eski ve daha itibarlı ailt-leri ayrı bir konuma yerleştirmeye yarayabiliyordu. Bir hot körün aktardığına göre. Batı Fransa’mn “Heri gelenleri,” Mü tevazı Charles’m her konuda gözdesi Haganon’un tavsiye!' tiyle hareket ettiğini gördüklerinde, “Kr^kta hiç mi 50)!|‘ yok?” diye soruyorlardı.^'*^ Oysa, kontluğun büyük ailde®' kıyaslandığında çok daha mütevazı bir kökenden gelen radan görme adam, Saint-Riquier
tapılarını açüğı haneiçi savaşçılardan kesinlikle daha alt dü-j,qr(je yer almıyordu. Fakat, o dönemde kullanılan soylu sıfatı valnizca göreli bir üstünlüğü çağrıştırmıyor muydu? Büinçli olarak hep karşılaştırma ekiyle nobilior (ötekinden daha soylu) olarak kullanıldığını görmek de ayrıca çok anlamlıdır.
Bununla birlikte, feodal çağın ilk dönemi boyunca, sözcüğün en mütevazı kullanımları yavaş yavaş ortadan kayboldu; ve, devlederin içinde bulundukları karışıklıklar ve koruma bağlarının genelleşmesi sonucunda giderek artan bir etkinlikle pkselen güçlü gruplar için daha fazla kullanılmaya başlandı. Hâlâ daha, her türlü statü ve kast belirlemenin uzağmda oldukça gevşek bir anlamda kuUanıhyordu. Fakat, bu şekilde tanımlanmış çok güçlü bir üstünlük mertebesi duygusundan da yoksun değildi. 1023’te, ötekilerden hiç söz etmeksizin yalnızca “soylu kadınlar”a saldırmama sözü veren bir barış anlaşmasının taraflarının kafasında, çok katı bir hiyerarşik düzen imgesi bulunduğu kesindir^'^^. Kısaca, hukuksal bir sınıf olarak soylular simfı diye bir şey henüz büinmiyorduysa da, bu dönemden itibaren, terminolojiyi hafifçe basitleştirmek pahasma, toplumsal sınıf olarak soylulardan ve özellikle, bellide soylu yaşam biçiminden söz etmek mümkündür. Çünkü bu gmbu tanımlayan, temel olarak, servetlerinin niteliği,tesettür yönetme yetkisini ellerinde tutmaları ve toplumsal ahşkanhk-lanvdı,
III.SOYLULAR SINIFI, SENYÖRLER SINIFI
Bu egemen sınıftan söz ederken, bazen toprak sahibi simli da deniyor muydu? Bundan, özü itibariyle, toprak üzerinde uygulanan bir denetim yetkisi sonucunda elde edilen gelir-
■* Sermeni de paix de Beauvais, içinde PFISTER, Eludes sur k ri^ne de Kohert le Pieux, 1885, s. LX1.
1er anlaşılıyorsa, katilabılıriz. Zaten, başka hangi kav bunu elde etmiş olabilirlerdi ki? Yine de, mümkün oldu^ lerde, ayakbastı parası, pazar hakkı, meslek gruplarından edilen vergiler gibi ödentilerin, kesinlikle en az arzulanan ^ lirler arasında yer almadıklarım da eklemek gerekir. Belkle' özellik işletmenin türüyle ilgiliydi. Eğer tarlalar ya da ha istisna olarak dükkân ya da atölye soylu kişinin geç^ sağhyorduysa, bu her zaman başka insanların emeği sayesi], de oluyordu. Başka sözcüklerle ifade edersek, soylu heı şn, den önce bir senyördü. Ya da en azından, yaşam biçimi soj. luluğa özgü olarak nitelendirüebüecek olan kimseler senyö], lük sahibi olma şansı bulamadıklarında da (şefin evinde k kımları sağlanan vasaller ya da gerçek bir savaşçı göçebe| adanmış küçük oğullar düşünülmeli), senyör kim olursa olsun, bu özelliğinden dolayı toplumun üst katmanları arasmıli yer alabiliyordu.
Uygarlığımızın doğuşunun ortaya koyduğu tüm sonmlır arasında karanhkta kalmış olan bir tanesi bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Senyör ailelerin bir bölümü, kuşkusuz, hiçti şeyleri olmayan maceracılardan yani şefin sen^etinden pay alarak fiefli vasallerine dönüşmüş olan silahlı adamlardan gei-yorlardı. Ötekilerm ataları, belki de, tasarruf hakkı sahibi gruba mensupken rantiyeye dönüşümleri X. yüzyılm bazı belitlerinde rastlanılan şu zengin köylülerden bazılarıydı. Anci en yaygın durum kesinlikle bu değildi. Baû’mn büyük bir btt lümünde, başlangıçta çok ilkel biçimde olmakla birlikte, s® yörlükler çok eski oluşumlardı. İstediği kadar içlerine siirtSt* olarak başka insanlar karıştırılmış olsun, senyörler sınıf®® kendisinin de en az bu kadar eski olması gerekmektedir. dal dönem köylülerinin kendüerine karşı vergi ve angar)'®!”^ kümlüsü olduğu insanlardan kaçı, eğer farkmda bunca köyün esrarengiz adının kendi soyağaçlarında adlardan (Bernay Brennos’tan, Cornighano Cornelius’tan
ioKsbeim Gundolftan, AJversham Aeifred’den) ya da Taci-tus’un köylülerin “armağanları”yJa zenginleşmiş olarak betimlediği Germanya’nın yerel şeflerinden bazılarının adından türemiş olduğunu söyleyebilecekti? İpin ucu tamamen kaç-ııuşür. Fakat, senyörlüklerin efendileri ile tasarruf hakkı sahibi olan kalabalık halk arasındaki temel karşıtlık ortaya konulduğunda, toplumumuzun en esld ayrışma çizgilerinden birine değinmek mümkün olacaktır.
IV.SAVAŞÇILIK MESLEĞİ
Eğer senyörlük sahibi olmak gerçekten soylu sınıfına özgü bir saygınlık işaretiydiyse ve para ya da mücevherattan oluşan hâzineyle birlikte servetin yüksek bir sınıfa uygun görülen tek biçimiydiyse, bunun nedeni, her şeyden önce, başka insanlar üzerinde yönetme yetkisi bulunduğunun varsayüma-sıdır. Acaba, “istiyorum” diyebilmekten daha kesin bir itibar nedeni olabilir miydi? Fakat bunun bir diğer nedeni de, bizzat soylu kişi olmamn gerektirdiği yeteneklerin,tesettür her türlü doğrudan ekonomik işleri yapmayı yasaklamasiydı. Soylu kişi tüm varlığıyla kendi görevini yerine getirmek zomndaydı: Bu da savaşçıhk mesleğiydi. Son saydığımız özellik çok temeldir ve Ortaçağ soylu sımfımn oluşumunda askerî vasallerin nasü bir yer tuttuğunu açıklamaktadır. Tüm soylu sımfı bunlardan oluşmuyordu. Asimda toplumsal alışkanhklar dolaynsıyla çok çabuk fiefli vasallere dönüşen ve bazen de onlardan daha güçlü olan alku sahibi senyörlük efendilerini nasü dışlayabiliriz? Bununla birlikte, vasal grupları açıkça soylu sımfımn temel unsurları olarak ortaya çıktüar. Burada da, Anglosakson sözcük dağarcığında yaşanan evrim, kutsal bir soy olan eski soylu sınıfı kavramından, yaşam biçimi olan soylu sınıfı kavramına geçişi hayranbk verici bir biçimde açıklamaktadır. Eski yasa-W mi ve ceort\ı (sözcüklerin
Kuşkusuz, savaşabilen, savaşmak zorunda olan ve be savaşı seven yalnızca vasal değildi. Zaten, toplumun tepedf, tırnağa şiddet zevki ve korkusuyla renklenmiş feodal çağ boyunca nasıl böyle olabilirdi ki? Alt taşımasım kısıdamaya ya da yasaklamaya çaba olan yasalar, XII. yüzyılın ikinci yarısından önce ortaya i. mamışlardı; bunlar, hukuksal olarak hiyerarşik yapdanmaci yaşanan gelişmeler ve karmaşamn görece durulduğu biı döneme rastiadılar. Frederic Barberousse’un bir kanunnamesinin ortaya koyduğu gibi, kervan sahibi bir tüccar “eğerin üzerinde kıbçla” dolaşıyordu; dükkânına döndüğü zaman da, o dönemde ticaretin ayrılmaz bir parçası demek olan macerılı yaşam sırasında edinmiş olduğu alışkanlıklarım sürdürüyordıı Kent yaşamımn yeniden canlanmasımn taşkınbğı içinde, Gıl-bert de Mons’un Saint-Trond burjuvaları için söylediği “silahlan içinde çok güçlüydüler” sözü birçok burjuva için ge-çerliydi. Eski “ayağı tozlu” göçebe tüccarın karşısında yeı alan çatişmanm düşmam geleneksel dükkan sahibi tipi, tamı-men efsanevî olmadığı ölçüde, istikrarh ticaretin yerleşûpı döneme denk düşmektedir, ki bu en erken XIII. yüzyılın 1® olgusudur. Öte yandan. Ortaçağ orduları çok az sayıda insandan oluşsalar da, bu insanlar hiçbir zaman yalnızca soylulaı sınıfımn mensupları arasından toplanmıyordu. Senyör pi)'2<i* erlerini kendi köylülerinden topluyordu. Ve XII. yüzyildu' itibaren bunların askerlik görevlerinin giderek kısıtlandığı rüldüyse; özellikle de orduda bulunma sürelerinin bir sınırlandınimasının sonucunda kırsal birlikler basit kolluk metlerinde kuUanılmalda yetinildiyse, bu dönüşüm, tanı ^
tesettür sundu.