tesettür ve felsefe bilgiler
Christian Wollfun öğrencisi ve izleyicisi olan yapıtına Aes/fyetica (1750) adını vermiştir. O, bununla, bir "duym^^gisi bilimi" ortaya koymak istemişti. Bu bilim, "aşağı I (gnoseologia inferior) olarak Wolff un istemini ("Mantık"ını) laım^ yacaJctı. Kavramın bu belirlenimine dayanarak Kant, estetiği, olarak duyarlık kurallannın bilimi" olarak gösterdi. Daha sonraHusjj de kavramı bu anlamda kullandı. Ama bu belirlemelerin yanı Baumgarten'le birlikte ve ondan bu yana yaygınlaşan bir başka beliıt. meye
göre, estetik, özgür, "serbest (güzel) sanatlar" ve güzel üzerin düşünme sanatı" olarak da anlaşıldı. Bu belirlemeye göre estetik,aıtü bir "sanat felsefesi" oluyordu. Estetiğin böyle anlaşılması,kJasikveaj m zamanda en belirgin ifadesini. Alman İdealizminin dört sisteraciyr pıtında buldu: Kant'ın Yargıgücünün Eleştirisi, Schelling in SanalFtl sefesi, Hegel’in Estetik Dersleri ve Schopenhauer in İstenç ve Tasm Olarak Evren adlı yapıtının üçüncü kitabı. Bu yapıtlara egemen ota bir kavrayışa göre, sanat felsefesi, aynı zamanda "güzelin kuramı ik biraradaydı. Aslında geriye doğru bakıldığında. Platondan Hegel e kadar, güzel kavramının estetik spekülasyonların merkezinde yer aldığ görülür ki, bu açıdan haklı olarak felsefi estetiğin felsefe tarihi içinde sürekli bir geleneğe sahip olduğu söylenebilir. Yani estetiğe ilişkin felsefi çabalar, estetik adı altında özel bir felsefe disiplini altında toplan mazdan önce de, çok eski bir geçmişe sahip bulunuyordu. Gerçekten de, sanattaki güzel, sanatsal güzellik bilmecesini çözmek için ikibin beşyüz yıldan beri bitip tükenmez çabalar sarfedilmiştir.tesettür Betimleyici, çözümleyici, eleştirel, normatif ve spekülatif açılardan konuya yönelen çabalar birbirini izleyip durmuştur. Bu bilmece, çözülemezliği oranında araştırmacıları hep cezbetmiş; sanat yapıtının
ilişkisi, sürekli ele alınmıştır. Ne var ki, güzel kavramındaki ve bu kavramın geleneksel belirlemelerindeki problematik, bugün artık değişmiş olan bir sanat tasarımı altında ele alınmaktadır. Öyle ki, Hegel'in ölümünden bu yana estetik, sadece bir güzel kuramı olmaktan çok, bizzat sanatın ne olduğuna yönelen bir sanat kuramı olarak gelişmeye başlamıştır.
ESTETİK TARİHİ
Antikçağın estetik anlayışı nesnelciydi. Bu şu demektir: Antikçağ için güzel, insani istek, hoşlanma, yaratma ve seyirden bağımsız bir manifestasyondu. Güzel, aynı zamanda, hem iyi, hem de doğruydu. Salt, kendi başına, bağımsız (bu anlamda; nesnel) olan bu doğm ve iyiye, ahlaksal veya başka türden herhangi bir öznel yolla erişilemezdi. Platon için güzel, meydana gelmeyen ve yok olmayacak, başka bir şeye dönüşmeyen, tek ve kendinde-var-olan, sonsuz bir şey, en yüksek ide idi. Bu bakımdan sanatın anlamı, olsa olsa taklit (mimesis) olabilirdi; sanat, kendi idealini "kalokagathia"ya (güzel-iyi) erişmek olarak koymakla yetinebilirdi. Platon için güzellik, kendisinden hoşlanılan ve bizde özel bir duygu uyandıran bir şey olarak, uyumlu (harmonik) ve simetrik olanın içinde "ışır." (Philebos, 51) Ama idenin bu ışıması, insan için duyum ("aisthesis") yoluyla kavranabilir (Phaidros, 250 B). Yani güzellik, sonuç olarak, duyumsallığa ilişkindir. Bu Platoncu konumlamanın tüm spekülatif çabaların çekirdeğinde yer aldığı görülür. Örneğin, güzel-iyi (kalokagathia) tasanmı altında, sanatın ahlâksal amaçlara da hizmet etmesi gerektiği düşüncesi kadar, güzel ve doğrunun sınırsız geçerliliğe sahip olduğu düşüncesi de, Hegel'e kadar felsefi estetiğin temel savlan arasında yer almıştır. Yine bunun gibi, taklit (mimesis) de Platon'la birlikte, felsefi bir inanç olarak estetiğe yerleşmiştir. Aristoteles, mimesis'e, her türlü sanat etkinliğini bağlayan bir şey olarak bakar. Ama o Platon'dan ayn olarak, sanatsal etkinliğin gö-irünür nesnelerin taklidi değil de, "physis"deki, doğadaki yaratıcı gücün
taklidi olduğunu söyleyerek, sanatta (poe*,
tanımış olur. Aristoteles için sanat, doğada taaıanılı®,,^''^ leşmemiş) halde kalanı tamamlamaya çalışan biretkinlijcıjf!^ yetkinleşme ereğine, en fazla, trajedinin "kathartik" (anndınc,) de yaklaşır. Katharsis momenti, geç AntikçağdaPIotinos'taöui^ ğişime uğrar. Güzel, Plotinos için de. Platonda olduğu gibi, yan şey"dir; o Tanrının saydamlığıdır ve ondan, ancak ruhunamı,| (katharsis) ile pay alınır. Bu estetik kavrayış. Ortaçağda dageni}|| benimsenir ve Ortaçağ, antik kuramı daha da pekiştirmekleyeıinirj^ gustinus gibi Aquinolu Thomas da güzelin ölçütleri
ğu bir duygu olarak açıklar ve ayrıca yine antik geleneğe uyarak, bilgelik ve erdemi öğrenmede tarihin ve sanatın işlevinden sözeder.
Kant'ın Yargıgücünün Eleştirisi’ndt (1790) tüm bu eğilimler bira-raya getirilir ve Kant eleştirel bir temellendirme denemesine girişir. Kant’ın üç büyük eleştirisinin sonuncusu olan bu yapıt, hoşlanma ve hoşlanmamanın, beğeni yetisinin a priori belirleyici temellerini çözümler. Kant için duygu olarak hoşlanma ve hoşlanmamayı nesnelerde bizim bulduğumuz bir ereklilik ya da ereksizlik tasanmı yaratır. Bu ereklilik iki nelikte (mahiyette) olabilir; ereklilik, doğayı gözleme sırasında teleolojik yargıgücü olarak etkiyen bir şey olarak nesneldir. Ama o, beğeni içinde estetik yargıgücü olarak öznel ve formel görünür. Ereklilik kavramındaki bu çift yüzlülük sayesinde Kant, kendisini, estetik yargı-lann anadayanaklanm sorgulayabilecek dummda görür: "Estetik olan, bir nesnenin tasarımında yalnızca öznel olan, yani tasarımda nesneye değil, özneye ilişkinliği yapan şeydir." Bu tanımın ifade ettiği şey, "öznel" kavramının özel Kantçı açılımı içinde kavranabilir. Burada "öznel"den kastedilen şey bir bilgi değildir; tersine, o, hoşlanma ya da hoşlanmama duygusu, yani nesnenin tasanmına eşlik eden bir duygudur. Hoşlanma ve hoşlanmama, tasanmlanmış olan şeyin formel erekliliğini yapar. Bu ereklilik Kant'ta neden formel olarak adlandınlmak-tadır? Çünkü Kant için estetik olan şey şudur; Hiç kuşku yoktur ki, beğeni yargısı seyirseldir (kontemplatif). Bu yargı, ancak ve sadece, tasa-nmlanmış şeyin öznede uyandırdığı (kışkırttığı) bir duyguya dayanır ve bu haliyle, tasanmlanan şeyin varlık, nitelik ve yararlılık taşımasına ilgi göstermeksizin verilmiş bir yargı olur. O halde, güzel, ilgiden bağımsız hoşlanmanın objesidir; yani o, kavram olmaksızın doğmdan doğruya seyirde kavranan şeydir. Ya da başka türlü ifade edilirse: "Güzellik, kendisinde bir erek tasarımı olmaksızın algılandığı haliyle ereklilik formudur." Ve "Güzel, kavram olmaksızın genel olarak hoşa gidendir."
Gerçi sanat yapıtları özgürce üretilmiş şeylerdir;,
likten (WİIIkür) doğarlar; ama onlar da akıl a dayanırlar, b"’ doğanın ürettiklerinde (örneğin arı peteklerinde) ancak sanai? na bir benzerlikten sözedilebilir. Çünkü bir özgürlük edimi ilej na gelmiş olan sanat yapıtı, sanki bir doğa ürünü gibi göriiıut* dan fazla bir şeydir; o bir dehânın ürünüdür, ama r railara göre çalışan bir dehânın.
Kant estetiğinin formalizmi çok eleştirilmiştir. Örneğin Mış. bu formalizmi aşmak ister ve sanatı bir oyun, sanat yapıtını da, jj, bir ruhun kendi kurduğu bir form-madde birliği olarak görür. Nevj; Kant'ın temellendirmesi, ona karşı çıkanlann bile yararlanmatoivt geçemedikleri çok önemli bir tarihsel başan niteliğindedir. Biri; onun estetiği, Rönesanstan bu yana ortaya atılmış ve 19.yüzyıldaenj> ğun şekilde savunulmuş olan sanatın özerkliği iddiasını, ilkkeayp bir felsefi bakış altında ele alan ve bu iddiayı uygun şekilde lenıella. dirmek isteyen bir estetik olmuştur. Onun bilgi kuramı nasıl ki Nem fiziği üzerine bir felsefi yanıt oluşturmuşsa, estetiği de sanannözcıli ği üzerine bir felsefi yanıt getirmiştir. Kantin ve onu izleyenlennjı pıtlarında, sanatı öncelikle estetik dışı amaçlann hizmetinde biijtj olarak görmek isteyen, sanatın temelinden böyle bir güdüm altındaol duğunu (örneğin onun çağlar boyunca süsleme -tezyinat-, büyiivb.p bi şeylere hizmet ettiğini savunan) köklü ve geleneksel sanat kavrajı-şından tamamen sıynima çabası görülür. Hatta bu niteliğiyle Kanles-tetiğinin Antikçağdan bu yana bu konudaki en önemli başan olduğu^t-kinmesiz ileri sürülebilir. Örneğin, Kant'ın formalizmine karşı çıüı Schiller'in estetik üzerine yazılarında da, bu özerklik pekiştirilmeytp-lışır; Güzellik sayesinde, duyum sahibi insan form ve düşünceye)» lenır;... tın sahibi insan ise, tekrar maddeye döner ve duyumsal eviM yeniden kurar." Ve: "insan güzellikle ancak oynamalıdır ve o®'
den bu kavramı ele almıştır. Schelling'in romantiklerin de benimsediği formülü şuydu: "Güzellik, sonsuzun sonlu olarak kendini gösterme-si"dir. Hegel, geleneksel güzellik öğretisini en yüksek noktasına ve sonuna kadar geliştirdi. Hegel, kendi idealizmiyle tutarlı olarak, güzelliği ide olarak konumladı. Varolan her şey, idenin kendini açmasından başka bir şey değildir ve herşey kendi doğruluğunu bu idenin varlığından, bu salt doğruluktan alır. Böylece, Hegel, sonuç olarak, Antikçağın güzellik-doğruluk özdeşliği düşüncesine dayanmış olur. Bu idenin kendini dışa vurması, açılımı, diyalektik yolla olur. İdenin kendini açtığı, somutlaştığı yerlerden biri sanat yapıtıdır. Sanat yapıtında ide tinsel bir nesnellik kazanır. İşte burada "İde sadece doğru değil, aynı zamanda güzeldir. Güzel kendisini sanat yapıtıyla idenin duyusal görünüşü olarak belli eder." Ama o kendi içinde sonsuz ve özgürdür.
Bu güzel kavramı, Hegel'de ancak mutlak bir bilmenin konusudur. O sanat yapıtını salt sanat yapıtı olarak değil, onu aşan bir bütünsellik alanı içinde ele alır. Bu alanda seyreden ile sanat yapıtı içinde sesini duyuran tin arasında bir sentez meydana gelir. Böylece Hegel, güzele ve sanata, herşeyden önce kendi metafiziği içindeki yerleri bakımından eğilmiş olur. Gerçekten de o herşeyin birbirine sımsıkı bağlandığı kendi sistemi içinde, güzeli, başka hiçbir şeyle ilgisi bulunmayan bir konumda görmeyi anlamsız buluyordu. Hegel'in mutlak idesi hipostazlaş-tınlmadığı sürece, bu idenin felsefi bakımdan yorumlanması zomniu olan içeriğinin tarihsel oluşumlardan başka bir şey olmadığı düşünülebilir. Öye ki, günümüzde Adomo, güzel kavramındaki tarihselliğe değinerek, estetik araştırmaların yeniden sanatın neliğine yönelmesi gerektiğini savunmaktadır.tesettür
