tesettür ve felsefe konu

tesettür ve felsefe konu

 rich Herbart'm (1776.1841) esle,ile fomafe„,i„de„ mermann, Herbart’ın estetik formalizmini izieyerek, güzelin H (uyum, simetri, ritm vb.) arasındaki formel ilişkilerden dol"İ den şey olduğunu belirtmiştir. Gustav Theodor Fechner (J80| spekalütif estetiğe karşı bir "aşağı estetik", yani deneysel temeik^', yalı bir estetik geliştirmeye çabalamıştır. Bu gelişmelerin tetik, yavaş yavaş bir "uygulamalı psikoloji" (Lipps) olarak d} meye başlanmıştır.
20.yüzyıl estetiği, başlangıçta empirist çıkışlıdır. Bazen seyn^ den (estetik özne) bazen de sanatsal yaratmadan yola koyulan kuıa» 1ar ortaya atılmıştır. Örneğin Nietzsche'nin izinde gidenler biyolojikli. melli sanat kuramlan geliştirmişler; Groos sanatta özel bir oyun fom, görmüş, psikoanalizden etkilenen kuramcılar, sanatı, cinsel doyı» fantazi içinde simgesel yoldan karşılayan bir ikame biçimi saymışlar, dır. Psikolojik ağırlıklı araştırmalar içinde şunlar vurgulanmıştır: Sa nat, psikolojik yaşamın temel ihtiyaçlarının doyumu olarak geçeri* (Volkelt); sanat "bilinçli bir kendini aldatış "tır (K. Lange); sanat bı: "duygusal doyum "dur. (Müller, Freienfels). Psikolojisi estetiğin en önemli temsilcisi Theodor Lipps de şunlan öğretir:tesettür Estetik yaşantı, özdeşleyim "e (Einfühlung) dayanır. Ben bu edimle kendi duyusal etkile-nimlerimi sanat yapıtının içine taşırım. Öyle ki, "Estetik hoşlanma,nesnelleşen kendinden-hoşlanmanın duyumudur". Ama estetik yaşantı, aynı zamanda sanatsal yaratmanın "içten taklidi" de olabilir. Bu gibiku-ramlann çoğu içerik sorununa fazla eğitmediklerinden formalist kuramlar sayılabilirler. Formalist ve aynı zamanda normatif bir kuram da Yeni-Kantçı estetiktir (H. Cohen, J. Cohn). Yeni-Kamçılara göre "Estetik değer bir gereklilik karakteri taşır."
Günümüzde felsefî estetiği çözülmeye doğru götüren bir olgu da şudur; Bir zamanlar felsefenin çözmeyi denediği estetik problemlenn çözümünü üstlenen bir çok disiplin ve bilim ortaya çıkmıştır- Sanat bilimi (Kunstwissenschaft), filoloji, özellikle empirik sosyoloii ve , '
cı çözümlemeler ortaya koyduklanndan ötürü çok şeyler borçluyuz. Bu çözümlemeler, parça parça estetik alana taşınmakta ve bunlar herme-neutik yöntemlerle birleştirilmeye çalışılmaktadır. Ama tüm bunları sanat üzerine özgül belirlemeler olarak geçerli saymak gerekir.
Bu gelişmelere karşılık, kıta Avrupası felsefesinin bir bölümünde, estetiği yeniden metafıziksel yoldan temellendirmek denenmiştir. Be-nedetto Croce’nin (1866-1952) bu denemesi oldukça ün kazanmış ve etkili olmuştur. Croce, kendi tin felsefesi içinde sanatı "sezgici bir etkinlik" ve güzelliği, mutluluk veren bir ifade (Expression) olarak anlamıştır. Sanat yapıtı ise, içten gelenin ifadeye dökülmesidir (Expressi-on) ve öbür yandan içten gelenin bir yeniden-yapımı olan bu ifadenin kendisi, seyreden (estetik özne) için duygu-uyarıcı bir nesne (Reizge-genstand) olma işlevi taşır. Bu yüzden sanat yapıtı, hiçbir şekilde bir şeyin, bir izlenim ya da etkilenimin taklidi değildir; tam tersine o, bizzat bir ifade, dışa vurulmuş bir şey (bu anlamda; artık tinsel bir nesnellik kazanmış şey) olarak, tamamen bireysel bir gerçeklik taşır.
20. yüzyılda hem kültür tarihi, hem de felsefi açıdan birlikte sürdürülmekte olan estetik çalışmalan, daha çok fenomenoloji çevresinden çıkmıştır. Burada Moritz Geiger, Max Scheler ve ama özellikle Nico-lai Hartmann'ın adlan anılabilir. Hartmann, Estetik’ınde (1953), konuya tamamen ontolojik açıdan yaklaşırsa da, fenomenloglann betimleyi-ci çözümlemelerinden çok büyük ölçüde yararlanır. Ama, nazar etme (Betrachtung), seyretme (Anschauung) ve haz alma (Wohlgefallen) edimlerini derinliğine ve zengin biçimde çözümleyen psikolojisi ve daha sonra fenomenolojist estetiğe karşı Hartmann, estetik nesnenin yapısını derinliğine çözümlemeye girişir. Ne var ki, o, bu konuda kendi ontoloji öğretisinin temel tasanmianna bağlı kalır ve bu temel tasanm-lardan yola çıkarak estetiği bir "sistem"den hareketle kendi içinde birlikli bir alan olarak kurmayı dener. Martin Heidegger'in büyük tartışmalara yol açan sanat yorumu ise, dayandığı temel bakımından feno-menolojik çıkışlıdır. Heidegger için sanat hakikatin edimselleşmesi (Ins-Werk-Setzen der Wahrheit), kendisinde sadece yapan değil, hatta
aynı zamanda yaptığım "doğru/ayan" olma özeJliklenninb lunduğu tarihsel varlığın saklı anlamının açımıdır (Offenbal'J'^' Heidegger'in bu tezleri, geleneksel estetik tasarımlar^ bir karşıtlık içindedir. (20. yüzyılda K. Löwitb Heidegger'in tarihsellik kavramları üzerine bir eleştiri geliştirmiştir.) ' ^
SANATIN ÖLÇÜTLERİ VE OLABİLİRLİĞİ
Sanatın ölçütlerinin ne olduğu, hatta onun olabilirliği, herzajuj felsefi düşüncenin konusu olmuştur. İdealist estetik, romantik birsaıg kavrayışından hareketle sanatın olabilirliğini ve özerkliğini temelkıı dirmek istemişti. 20. yüzyılda ise sanatın özerkliği ve özgünlüğü (m,, jinalitesi) konusunu bir problematik olarak gören çoğu parçalı yeni estetik araştırmalann sayısı artmıştır. Hatta günümüzde sanat kavramınm geleneksel anlamının tamamen değişmesine yol açan bu tür araştmm 1ar, felsefî estetiğin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Örneğin, VValter Benjamin, günümüzde sanat yapıtlannda sınırsız sayıda nıeh nik yeniden üretim (Reproduktion) yoluyla ortadan kalkmakta olan vt giderek kalkan şeyin ne olduğunu sorgulamıştır.tesettür Benjamin e göre, ortadan kalkmakta olan şey, sözcüğün en sağın anlamıyla özgünlük tür Yeniden-yapım, sanat yapıtının özgünlüğünü yapan ana öğeyi, burada ve şimdi olma"yı ortadan kaldırmaktadır. Yani sanatın biricik ve zorunlu ölçütü olarak özgünlükten sözetmek artık olanaksızlaşmaktadır. Mekanik yeniden-yapım olanaklannın hızla artmasıyla, sanatın olabilirliğini yapan şeyler de durmadan artan bir aşınmaya uğramaktadır. Buna bağlı olarak Th. w. Adomo da, sanatın içerik bakımından problematik olduğuna işaret etmektedir. Adomo için, bu yolla ortaya çıkan bunalım, sadece sanat kavramının kökünden değiştirilmesini gerektirmekle kalmamaktadır; daha çok, sanatın kendi başına olabilirliğini (özerklik) soru konusu yapmamızı
men yeni sorunlara sürüklemektedir.tesettür Örneğin, sanat yapıtlarının yorumlama konusu olabilmeleri, hatta onların ancak yorumlanabilir şeyler olmasındaki zorunluluk, sanat yapıtlarının hiç de zaman-üstü şeyler olmadıklan sonucunu doğurur. Tersine, sanat yapıtlan, kendi özel tarihleriyle oluşmuş şeyler olarak, nesnel olarak durmadan değişirler. Bu tezler hiç kuşkusuz ciddiye alınması gereken tezlerdir. Özellikle de, sanatın asla kendi başına bir manifestasyon olmadığı, tersine onun daima bir anlamacı açımlamaya ihtiyacı olduğunu ileri süren tartışmalı her-meneutik tezleri de dikkate almak gerekir. Örneğin, açımlama olanak-lannın çokluğu, bir sanat yapıtının büyüklüğü için bir ölçüttür. Ama mümkün tüm açımlar (yorumlar) toplamının bir sanat yapıtının nesnel ve değişmez (zaman-üstü) varlığını verdiğini kabul etmek de pek akıllıca bir şey olmaz. Çünkü gerçekte, böyle bir yorumlar toplamı (örneğin Hamlet yorumlannın bir toplamı) yoktur ve üstelik her yomm, belli bir tarihsel dönemin yorumu olmakla bağlıdır. Bu yüzden sanat ya-pıtlan asla tüketilemeyecek olan açık boyutlara sahiptirler. "Mümkün yonımlanabilirlik boyutu", sanat yapıtım kendi başına varolan bir şey, özerk bir varoluş olmaktan koparmaktadır. Ama bu boyut, sanat yapıtına dıştan taşınmış bir şey de değildir; çünkü sanat yapıtında böyle bir özellik olmasaydı, onun ne olduğu anlaşılamazdı. Öbür yandan sanat yapıtı, içerdiği bu boyut dolayısıyla, her yorumla bir değişikliğe uğrar ve kuşkusuz bu değişiklikle birlikte, aynı zamanda sanat yapıtının değerlendirilme şekli de değişir. Kendisini sanatın niteliği konusunda salt formel saptamalarla sınırlamak istemeyen bir kişi, bu değerlendirme sorununu bir yana atamaz. Böyle bir kişi, sanat yapıtının tarihselliğini ve değişebilirliğini kabul etmek ve zaman-üstü güzel, zaman-üstü doğru gibi kavramlan sürekli eleştiriden geçirmek zorundadır.
429
KAYNAKLAR
GEIGER, M., Zugaenge zur Aesthetik, 1928 (Tomris Mengûjoj lu tarafından Estetik Anlayış adıyla çevrilmiştir. Remzi Kitabevj, ijjj -çev-).
HARTMANN, N., Aesthetik, 1953.
HEGEL, F.G.VV., Vorlesungen Über die Aesthetik, 1835 (Esini adıyla Nejat Bozkurt tarafından kısmen çevrilmiştir. Say Yaymlan, 1987 -çev-).
HEIDEGGER, M., Der Ursprung des Kunstyverks, in: Holzwege, 1950.
Jahrbuch für Aesthetik und allgemeine Kunstvvissenschaft, 1951.
Journal of Aesthetics and Art Criticism, Cleveland.
KANT, I, Eritik der Urteilskraft, 1790 (Bkz: E. Cassirer, Kant'u Yaşamı ve Öğretisi, çev. Doğan Özlem, İnkılâp Kitabevi, 3. Baskı. 2007, ö.BöIiim, -çev-).
LOT^E, H., Geschichte der Aesthetik in Deutschland, 1868.
LUKACS, G., Beitraege zur Geschichte der Aesthetik, 1954. CBkz: G. Lukacs, Estetik, 3 cilt, çev. Ahmet Cemal, Paye! Yayınlan, 1988, -çev-).
Estetik, öbür felsefe disiplinlerine oranla oldukça genç bir disiplindir. Sözcüğü ilk kez, Alman estetiğinin kurucusu A. Baumgarten (1714-1762) kullanmıştır. Ancak Baumgarten sözcüğü iki anlamda kullanmıştır: I. Aşağı basamaktaki bilgisel olanak, yani aislhesis (duyum), 2. bugün "estetik” olarak adlandırdığımız disiplin. Sanat hakkın-daki düşünce çabalan, hiç kuşkusuz Eskiçağdan beri şairler, sanatçılar, filozoflar tarafından bir estetik tarihi oluşturacak kadar hep sürdürüle-gelmiştir.tesettür Ama bu düşünce çabalanndan ilk kez bağımsız bir disiplin çıkartanlar 19.yüzyıl fılozoflan olmuşlardır.tesettür Bu filozoflar estetiği güzelin bilimi olarak anlamışlar ve bu güzeli ve onun doğasını temellendirmenin olanaklı olduğuna inanmışlardır. Onlar genellikle estetiği kendi sistemlerinin bir parçası haline getirmişler ve onu kendi sistemlerinin ilke ve yöntemleri altında belli bir duyusal-duygusal ilkeye (Croce’de sezgi, Cohen'de saf duygu, Lipps'de Einfühlung-özdeşleyim-) göre düzenlemişlerdir.
YENİ DURUM VE YENİ SORUNLAR
Bu denemeler tek tek ne denli ilgi çekici iseler de, bütünden bakıldığında başansızdırlar. Biz kendimizi bu denemeler karşısında tamamen yeni bir durum içinde görmekteyiz. Güzelin doğasını bir felsefe disiplini içinde temel lendirmeyi istemek anlamsızdır, çünkü böyle bir güzel, kendi başına güzellik diye bir şey yoktur. Dil eleştirisi bize, "güzel” sözcüğünün hiç de tek anlamlı olmadığını öğretmiştir. Öyle ki, artık biz, klasik güzellik idealini ve geleneksel felsefi sistematiğin bu konuda getirdiği keyfi sınırlamaları bir kenara bırakmak zorundayız. Sanat ya da sanatlar, tüm insanlann ve tüm insan topluluklanmn yarattık-llandır. Öyle ki. bugün karşımızda, tüm insanlık tarihi boyunca herça-
g.n ve her rnsan .opleleğunun saealsa/ yaraalan , İlkle, as,Man veya yen/den-ürehm/eri (Repro«„o„)a,,S durmaktadır. 20.yüzy,l estetiğinin çıkış noktası, herşeyde?"' malzemenin incelenmesi olmalıdır. Böyle bir estetiğin soıacıi^ da şunlar olabilir: Sanat nedir? İnsan neden bir sanat yapın ya^j,^ sanat yapıtını öbür insani ürünlerden ne ayınr? Sanatsal hoşlaj„ rede ortaya çıkar? Sanat fenomenleri için verilecek yargılardı çütler geçerlidir?
Sanat, bizim yarattığımız, dolayısıyla bizim kavrayışımızajtj, olan bir şeydir. Ama sanat uğraşı, aynı zamanda, bizi doğanın denr.ı ğine bir kavrayışına doğru sürükleyen bir uyanadır da. SanatçınınIjj dişi bir doğadır ve o kendisini çevreleyen evren ile bağlantı içindej,. ratır. Öyle ki, biz bu yol üzerinde, doğal güzelliği kavramayı da 11*. biliriz. Buradan yola çıktığımızda, güzel diye tek bir estetik değerd(. ğil, tersine kendi tarzı içinde bir çok değer; GrekJerinki gibi bir tek olgun sanat değil, tersine kendi tarzı içinde pek çok olgun sanat (ömeğu Mısır, Çin, Bizans sanatı ve modem sanat) olduğunu saptayabılını Bunun gibi estetik de pek çok görünüm içindedir. Örneğin metafiıikl olarak estetik, çeşitli güzellik basamaklannı bir mutlak güzel idesi altında ele alıp izleyen bir disiplin olarak anlaşılabilir (Platon). PsHolo-jik olarak estetik, aslında bir uygulamalı psikoloji olarak görünür ve örneğin estetiğin özdeşleyim (Einfühlung) üzerinde temellendirilebilece-ği (Lipps) ve bu özdeşleyime bağlı bir soyutlamanın estetiğin konusu olduğu (VVomnger) söylenebilir. Fenomenolojik olarak, estetik beğeni problemi estetiğin başat problemi sayılabilir (Geiger). Ama estetik denen disiplin, bir değerler problematiği açısından da görülebilir ve estetiğin ana konusunun estetik değerler ve daha genelinde değer yargtlan olduğu söylenebilir. Örneğin, semantikçiler, 20. yüzyılda göstermişler-dır kİ, "güzel", "çirkin", "hoş", "yüce" gibi estetik terimler çok anlamlıdır ve bu konuda öncelikle bir dil çözümlemesine gerek vardır ve böv-le bir çözümleme sonunda, bu terimlerin aslında belli deppr v 1
tesettür