tesettür ve felsefe toplumu bilgiler
tesettür diyorki “Hoşuma gider neşesi Paskalya zamammn, Yaprakları ve çiçekleri taşıyan,Ve, hoşuma gider işitmek neşesini,
Şarkıları koruyu çınlatan kuşlarm.
Ama, görmek de hoşuma gider.
Çayırlar arasmda yükselen Çadırları ve bayrakları.
Ve, büyük bir sevinç duyarım.
Gördüğüm zaman dizi dizi,
Sefere çıkan şövalyeleri ve Silahlandırılmış atlarmı.
Ve, görmek hoşuma gider.
Adamları ve hayvanları kaçırması piyadelerin. Artlarmda bir yığın süahh adam.
Gelirken görmek hoşuma gider.
Kalbim zevkle dolar.
tesettür Kuşatılmış sağlam şatoları görünce, Çökertilmiş ve yıkılmış duvarlarıyla.
Kıyıda duran ordu, çevresinde çukurlar. Güçlü bir sofululda çizilmiş bir çizgiyle...
Bir yığın silah, kılıç, rengarenk tolga.
Savaş başlar başlamaz,
Parçalanmış kalkanlar.
Ve, beraberce çarpışan binlerce vasal.
Buradan maceraya koşacak.
Ölü ve yaralıların başıboş atları.
Ve, savaşa girişildiği zaman.
Kafa ve kol parçalamaktan başka bir şey Düşünür mü soylu adam?
Çünkü, yeğdir ölmek.
Yenilmiş yaşamaktan.
Söylüyorum size, almadım bu kadar tat.
Ne yemekten, ne içmekten, ne uyumaktan,
Her iki taraftan gelen
“Saldırın onlara” çığlığım duymak kadar.
Duymak kadar, kişneme seslerini başıboş atların, “İmdat! İmdat!” diye bağrışan süvarileri Karanlıkta yatmakta.
Görmek kadar, düştüklerini büyük küçük.
Çukurların berisinde, otların üzerinde.
Görmek kadar, nihayet ölüleri.
Bağırlarında hâlâ mızrak parçaları.
Flamaları üstlerinde.
XII. yüzyıhn ikinci yarısında, büyük bir olasıMda Pen-gord’lu küçük bir soylu olan Bertrand de Born adıyla tanınmış bir halk ozanı bu şarkıyı söylemektedir.^^'’ Genellikle be-rıimsenmiş bir şiir anlayışını yavan sözlerle kesen keskin bu gözlem gücü ve ateşli bir coşku, ortalamamn üstünde bir f teneğin parçasıdır. Buna karşın, duygusal anlamda şiirde biı olağanüstülük bulunmamaktadır: Aym toplumsal çevreden çıkan, kuşkusuz daha coşkusuz ama aynı derecede içten
lerie doh birçok başka parça bunun kanıtıdır. Günümü2de I daha uzaktan görmeye yazgılı birinin diyebileceği gibi, i joi'b “yepyeni ve neşeli” bir savaşta, her şeyden önce, çocuhiuğundan itibaren başladığı ve sürekli olarak yaptığı bejinse! alıştırmalar sayesinde koruduğu güçlü bir bayvamn fî-2İjcsel gücünü göstermekten zevk alıyordu. Bir Alman şair, fsld Karolenj atasözünü telcrarlayarak, “On iki yaşına kadar 3ta binmeden okulda eğitim gören bir kişi, rahip olmaktan daha iyi bir iş yapamaz” dernektedir.^^’ Efsaneleri dolduran ve eşi benzeri olmayan bitimsiz savaş anlatıları anlamlı psikolojik belgelerdir.tesettür Monotonlukları karşısmda bunalan çağımızın okuyucusu, eski zamanlarda dinleyicinin bunlardan açıkça böylesi bir zevk aldığma inanmakta güçlük çeker; tıpkı bir odada okumakla vakit geçiren adamm sportif yarışma anlatılan karşısmda duyarlan heyecanı anlamakta güçlük çektiği gibi! Kroniklerde olduğu gibi hayal ürünü eserlerde de, iyi bir şövalye portresi çizilirken, her şeyden önce atlet olarak nitelikleri üzerinde durulur: “Kemikli”dir, “iri”dir, “boyar poşu )'ennde”dir ve vücudu onurla taşıdığı yaralarla doludur, omuzlan geniştir, bir süvaride olması gerektiği gibi “kalçası” da geniştir. Ve bu güç, ancak beslenmeyle sağlanabildiği için, yiğit-iişareti sağlam bir iştaha sahip olmaktır. Yabanıl tinılarla dolu eski GuiUaume Şarkısı’nda, Bayan Guibourc’un, kocasının yeğeni genç Girart’a şatonun büyük masasında yemek servisi yaptıktan sonra söylediği şu sözlere kulak verin:
Tanrı aşkma! Yakışıklı efendi! Elbette sizin
soynınuzdandır,
Böylesi kocaman domuz budunu yiyen.
Bir galon şarabı iki dikişte içen,
mak için tek başına yeterli olmadığını söylemeye bile gerek Tüm bunlara cesaretin de eklenmesi gerekir. Gözüpekliğı^^^ ölüm karşısında umursamazlığın kendileri için bir anlamj, meslekî değerler olduğu insanların kalplerini bu denü neşeı^ dolduran savaş, bu erdemi gösterme fırsatı yarattığı içinde^ teklidir. Elbette bu yiğitlik, çılgın korkuları (Vikingler karj,tesettür, sında çeşitli örnelderi görülen) ve özellikle de ilkel kurnazlık lan dışlamamaktadır. Yine de, şövalye sımfının nasıl savaşi. ması gerektiğini bildiği konusunda tarih de efsaneyle aynıka. mdadır. Şövalyenin tartışılmaz kahramanlığı sırasıyla çejıı{ unsurlardan yeterince besleniyrordu: Sağlıklı bir kişinin siq. dan fiziksel rahatlaması; amansız bir öfke (“ölümcül yara”i dığım düşündüğünde “bilge” Olivier’nin kendisi de, “doyıs-ya intikamını almak” amacıyla korkunç darbeler indirir); b şefe ya da Kutsal Savaş söz konusu olduğunda bir davan bağlılık; kişisel ya da toplu zafer tutkusu; edebiyatta, yalnıza Nibelungenlied efsanesinin son şarkılarından bazılarında en dokunakh örneklerini gördüğümüz, kaçımimaz yazgı karş» da kaderci bir kabulleniş; nihayet, yalnızca Tanrı’sı uğnıoı değil, efendisi uğruna ölenler için de öteki dünyada ödieıı-dirilme umudu.
Tehlikeden korkmamaya alışmış olan şövalye, savaştak başka çekici yan daha buluyordu: Can sıluntısına çare. Çt kü, kültürleri uzun bir süre basit düzeyde kalacak ve bazıös> düzey soylular ve maiyetleri bir yana koyulacak olursa,^ yönetim kaygılarıyla hiçbir biçimde meşgul olmayan bu lû' sanlar için, günlük yaşam gri bir monotonluk içinde rahatb akıp geçiyordu. Doğduğu topraklarda bu can sıkıntısını recek olanağı bulamayınca, mutlu olmanın yolunu uzak tojt taklarda arayan kişide oyalanma isteği böyle doğdu. Kendili rinden mutlak hizmet bekleyen Fatih Guillaume, izni sızın İspanya’dalci Haçlı Seferi’ne gitme cesaretini göze
olduğu için cezalandırmak üzere fıeflerine elkoyduğu vasalle-tinden biri hakkında şöyle diyordu: “Silah altında bulunanlar içinde daha i}d bir şövalyeye rastlanabileceğini sanmıyorum; ama, istikrarsız, müsrif, ülkeyi boydan boya geçmekle zamanını tüketen biridir.”^” Kim bilir daha başka kaç kişi için aym sözleri tekrarlayabilirdi? Bu göçebehk mizacı, hiç kuşkusuz, özellikle Fransızlar’da yaygındı. Çünkü ülkeleri onlara, ne nüfusunun yarısı Müslüman olan İspanya ya da daha küçük ölçekte, Slavlarla sınırdaş Almanya gibi, yakınında bulunan fetih ve talana müsait topraklar; ne de yine Almanya gibi, bü-pk emperyal seferlerin sıkıntı ve zevklerini sunuyordu. Bü-\ük bir olasdıkla da, burada şövalye sınıfı başka yerlere göre daha kalabahktı ve bundan dolayı da şövalyeler daha sıkışık bir konumdaydılar. Çok sık gözlemlendiği gibi, Fransa’mn tüm bölgeleri içinde de, gözüpek maceracılar konusunda en zengin olan Normandiya’ydı. Zaten, Freising’h Otton adh bir Alman “çok huzursuz Norman ırkından” söz ediyordu. Bu Viking döneminden kalan bir miras mıydı? Belki. Fakat bu durum, özellikle, dikkat çekici bir biçimde merkezileşmiş bu hükümdarlıkta düklerin çok erken tarihlerde yönetimi ele geçirmeleri dolayısıyla göreli bir barış ortamı sağlanmasının sonucuydu: Arzulanan kıhç darbelerini gidip dışarıda aramak zorunluluğu vardı. Siyasal koşuUann çok farkh olmadığı Fland-reda, savaş seferlerine eşit sayıda asker sağlamaktaydı.
