tesettür ve felsefe toplumu bilgileri

tesettür ve felsefe toplumu bilgileri

 tesettür diyorki Bu gezgin şövalyeler (sözcük o döneme aittir"^'*), Ispanya’da, yarımadamn kuzeyindeki İslam’ı yeniden fethetmek için yerli Hıristiyanlar’a yardım ettiler; İtalya’mn güneyinde Norman devletler kurdular; Birinci Haçh Seferi öncesinden l>eri, Doğu yolu üzerinde parah askerler olarak Bizans’ın hizmetine girdiler; nihayet, İsa’nın Mezarı’m fethetme ve savun-
Nihayet, vasal birliklerinin giderek artan yetersizliği kar da, maceranın çekiciliğine kapılan bu gezgin savaşçı kitlesjj yarışabilecek bir ordu kalmamışti. Yeter ki, büyük kılıç beleriyle yaşanacak macera umuduna kazanç elde etme uırıy du da eklensin! Bernard kendisini Poitiers kontunun hizınçu ne sunarken }üizsüzce şöyle diyordu; “Size yardım edebilirin, Zaten kalkamm kolumda, tolgam başımda... Bununlabir|, te, beş parasız nasıl sefere katılabilirim?”^^®
Fakat, şefin armağanlarmdan en iyi olanı elbette ganiıneî elde etme iznini vermesiydi. Bu, küçük yerel savaşlarda, vi mzca kendisi için savaşan şövalyenin savaştan beklediği ej temel kârdı. Ashnda insan ve mal olmak üzere iki türganimeı söz konusuydu. Kuşkusuz, Hıristiyan yasası esirlerin köle düzeyine indirgenmesine hiçbir şekilde izin vermiyordu: En fazla, bazı köylüler ya da zanaatkarlar bazen zorla bir yerden alı-mp başka yere yerleştirüiyordu. Buna karşın, fidye çok sıt rasdanan bir uygulamaydı. Fatih GuiUaume gibi sert ve bilge bir hükümdar, eline düştüklerinde düşmanlarını ölene dd hiç serbest bırakmıyorduysa da, savaşçılarm çoğu bu kadaı uzak görüşlü değülerdi. Evrensel boyutta yaygınlaşmış fidve uygulamasımn bazen eski köleleştirme uy^gulamasından dala vahşi sonuçları oluyordu. Gördüklerinden üham aldığı kesiî olan ozan, “Girard de RoussiUon ve maiyetindekiler, savı; gecesi, karardık suratiı mahkûm güruhunu ve yaralıları, altifl para karşılığında kendilerini kurtarabilecek olan “şato sahip-leri”ni bile istisna tutmadan, katlediyorlar” diye anlatmaktadır.Yağmaya gelince, bu yazının yazüdığ dönemde geleneksel olarak o kadar düzenh bir uygulamaydı ki, hukuk metinleri son derece serinkanh bir biçimde şöyle söz etmektedirler: Barbar yasalar ve XIII. yüzyıldaki
sözleşmeleri, Ortaçağ’ın başından sonuna kadar bu konuyla doludurlar. Yağmalanan mallarla tıkış pıkış doldurulmuş ağır at -arabaları orduları takip ediyordu. En vahimi ise, dönemin basit düşünce biçiminin hemen hemen duyarsız kaldığı geçişlerin ardından, neredeyse yasallaştırılmış bu şiddet biçimleri (levazımdan yoksun ordular için kaçınılmaz olan mallara el-koyma, düşmana ve tebaalarına karşı misilleme), tam anlamıyla kaba ve iğrenç hayduduğa kadar varıyordu: Yol boyunca, önü kesiüp soyulan tüccarlar; tıpkı XIII. yüzyılın başında, komşuları Canigou manastırına bağlı köylüleri rahatsız etmekte ısrarlı olan bir Katalan köy senyörünün yaptığı gibi, ağıldan ya da kümesten çalınan koyunlar, peynirler, tavuklar. En iyileri bile garip âdeder ediniyorlardı. Guillaume le Marec-hal kuşkusuz gözüpek bir şövalyeydi. Bununla birlikte, genç ve topraksız olduğundan bir turnuvadan öbürüne tüm Fran-sa’p baştan aşağı katederken, yolda, soylu bir gençkızla kaçan ve üstüne üsdük safça parasmı faize yatıracağım ifade eden bir keşişe rasdayınca, bu denli kötü amaçları cezalandırmak adı altında yoksul adamın paralarım gasp etmekten hiç arlanmadı. Daha sonra, silah arkadaşlarından biri adarmn atım da almadığı için kendisini kınadı.
Benzer alışkanhklar, söylemeye bile gerek yok ki, yaşama ve insan acılanna karşı bir duyarsızhk bulunduğuna işaret ediyordu. Feodal dönem savaşı, hiç de ince ve nazik bir savaş değildi. Bizim bugün zariflik dışında her şeye benzetebileceğimiz abşkanbklarla yürütülüyordu; tıpkı, “çok uzun süre” direnmiş garnizonların katliamı ya da sakat bırakılması gibi.tesettür Tüm bunlar, bazen edilmiş yemin gözardı edilerek yapılabüi-yordu. Düşman toprakların yaküıp yıkılması, savaşın en doğal *
* örneğin gammet için Codex Euricianm, c. 323; MARLOT, Hisloire de t'egtise de Reim, C. III, P. jusL no. LXV7I(1127); -yük arabaları: Carin le Lorrain, ed. P. Paris, C. I, s. 195 ve 197. -Canigou keşiflerinin yakınmaları için: LUCHATRE, Ea societe jrançaise au tertıps de Phidppe 1909, s. 265.
parçasıymış gibi görülüyordu. Şurada burada, Bordeauj(.| Hoan gibi bir ozan, daha sonra Saint Louis gibi sofu bir ^ günahsız insanlar için korkunç sefaletlere yol açan kırsal b simin böylesi “harabeye” çevrilmesine karşı çıkabiliyorlard]. sa da, gerçekliğin sadık aktarıcısı olan Fransız destanları gj|j| Alman destanları da çepeçevre “yanan” ülke görüntûlenılf doludur. Yazılarında son derece samimi olan Bertrandde Born “ateşsiz ve kansız gerçek bir savaş olmaz” diyordu,^' Girard de RoussiUon’un ozam ve imparator IV. Henri’ nin adı bilinmeyen yaşam öyküsü yazarı, çarpıcı bir paralel içindeki iki parçada, barışa dönmenin “zavallı şövalyeler” içia ne ifade ettiğini bize göstermektedirler: Artık kendilerine gereksinim duymayan büyük soylularca gözardı edilecekleri by. gısı; tefecilerin istekleri; köpürmüş savaş atının yerine ağı yük atımn, altm mahmuzun yerine de demir mahmuzun geçmesi — tek sözcükle ifade edecek olursak, ekonomik kriz ve itibar krizi.^*^^ Tüccar ve köylü için ise, bu, tam tersine çalışmaya, gereksinimlerini karşılamaya, kısaca yaşamaya geri dönüş olasıbğıydı. Sözü bir kez daha, Girard de RoussiHon’un zeki halk ozanına bırakabm. Bir suçtan dolayı sürgün edilen ve pişman olan Girard, karısıyla birlikte, tüm ülkey boydan boya gezmektedir. Düşes, karşılaştıkları tüccarları, yüzünü tanıdıklarmı zannettikleri haydutun artık yaşamadığı konusunda ikna etmenin daha ihtiyatiı bir davramş olacağını düşünerek, “Girard öldü. Toprağa gömüldüğünü kendi gözlerimk gördüm” der. “Tanrı’ya şükürler olsun!” diye yamt verir tüccarlar, “çünkü her zaman savaş çıkarıyordu ve onun yüzünden çok acı çektik.” Bu sözler üzerine Girard’ın yüzü kararüii eğer kılıcı olsaydı, “bunlardan birinin kafasına indirirdi.” çekten yaşanmış olan bu öykü, sımfları ayıran temel karşı#
tesettür sundu..