tesettür ve felsefe toplumu konu

tesettür ve felsefe toplumu konu

tesettür diyorki  Şövalyelerin bakış açısı iki tarafı da keskin jj'ıçağa benzi)^ordu. Cesaretinin ve zekâsının doruğundaki şö-vîlyfi) açısından, silahtan uzak duran halkı, imbellif i hor görüyordu: Bunlar, orduların önünden “koyun sürüsü” gibi tabanı yaghynp kaçan köylülerdi. Sıra burjuvalara gelince, bunların esrarengiz ve doğrudan kendi uğraşısına karşıt araçlarla elde ettikleri ekonomik güçlerini de, en az o kadar nefret edilesi buluyordu. Eğer kan dökme eylemlerine yönelik eğilimler her yerde yaygınlaşûysa (birçok başrahip bile, manasür içi nefrete kurban giderek öldü),tesettür bunun nedeni, savaş kavramının küçük “soylu” insanlar grubu tarafından onur ve ekmek parası bynağı olarak gerekli görülmesi ve onları toplumun diğer kesimlerinden ayıran temel unsur olmasıydı.
II. SOYLUNUN EV İÇİ YAŞAMI
Bununla birlikte, bu kadar çok sevilen savaşm da ölü mevsimleri vardı. Şövalye sımfı, böyle zamanlarda da, tamamen “soylu” yaşam biçimiyle komşularından ayrıhyordu.
Bu varoluş tarzımn, zorunlu olarak kırsal bir çerçeve içinde bulunduğunu hiç düşünmeyelim. İtalya’da, Provans’ta, Languedoc’ta, yapısı Roma tarafından sistemleştirilmiş bin )il Akdeniz medeniyetlerinin izi devam ediyordu. Bu bölgelerde, her küçük cemaat, geleneksel olarak, aym zamanda tem yönetim merkezinin, hem pazarın, hem de ibadethanenin bulunduğu, bunun sonucunda da genellikle güçlü kişilin oturduğu kentlerin ya da kasabaların çevresinde küme-'öiiyordu. Bunlar, hiçbir zaman eski kent merkezlerine gidip kesmediler ve buralarda yaşanan kentsel devrimler içinde yerlerini aldılar. XIII. yüzyılda, bu kentsel niteük gü-soylu simlinin özgünlüklerinden biri olarak sayıhyordu. j^'^ada doğmuş olan Fransisken rahip Salimbene, Saint
ait topraklarda oturmaktadırlar. Fakat, bu iyi rahibin zamanlar için ana kadarıyla doğru olan bu karşıtlık, dönemdeki karşıtlıkla aym derecede değildi. Elbette, öjıîj Alçak Ülkeler ve Ren ötesi Almanya’da X. ve XI. itibaren hemen hemen tüm yönleriyle oluşmuş Gand, Bty^, Soest, Lubeck ve diğer birçokları gibi tam anlamıyla ^ kentier, surlarının gerisinde, ticarede zengirıleşmiş insjj|^, dışında hiçbir grubu egemen kast olarak saymıyorlardı, Yjjj de, buralarda, hükümdar unvanına sahip bir şato sahibi, 1)^ zen, def sahibi olmayan ve düzenli aralıklarla gelip hitmtt gören küçük bir vasal grubunun bakımım sürdürüyordu. Bı. na karşm, Reims ya da Tournai gibi eski Roma kende^ çoğu kuşkusuz piskoposluk ya da manastır yönetimine ba|. lanmış şövalyeler grubu, uzun süre yaşamış gibi göninmd tedir. Aslında, İtalya ya da Güney Fransa dışında şövaljt çevrelerinin tümüyle kentsel nüfusun yaşamına tam anlamıjl yabancılaşmaları, yavaş yavaş ve sınıflar arası farklılaşma® en üeri noktaya ulaşmasımn sonucunda gerçekleşti. Soylu k-sinlikle kente gidip gelmekten vazgeçmediyse de, bu and arada sırada, ya kendi keyfî ya da bazı görevlerini yerine gt-tirmek içindi.
Aslında, giderek yaygınlaşan,tesettür örneklerin büyük bir ^ ğunluğunda olduğu gibi vasalleri kırsal senyörlüklerce ya»ı^ mış fİefler aracılığıyla ödüllendirme alışkanlığı; bir zaına®^ “ev sahibi kılınmış” silahlı maiyetin krallardan, üstdüzeys*’! lulardan ve kentlerin senyörü olan piskoposlardan uzakta, di topraklarında yaşama eğilimlerini körükleyen kümlülüklerin zayıflaması; nihayet, bu sportif kişileritt, d# larma uygun olarak açık havada bulunmaktan zevk kadar her şey, soyluyu kırsal kesimde yaşama j.
katkıda bulunuyordu. Bir Alman din adamı tarafint^^n
lan, ailesince manastır yaşamına adanmış ve ilk kez manastırın kaü kurallarına boyun eğmek durumunda kalınca, aym gün, bundan böyle artık katetmesine izin verilmeyen dağların ve ovaların görüntüsüyle gezgin ruhunu doyurmak amacıyla manastırın en yüksek kulesine tırmanan şu kontun oğlunun hikâyesi, dokunaklı değil midir?^'^^ Kendi uğraşlarına ve çıkarlarına ilgisiz unsurları topluluklarına kabul etmekten pek de hoşlanmayan burjuvazinin baskısı da, harekete hız katmıştır.
Başlangıcından beri tamamen kırsal nitelik taşıyan soylu sınıfı tablosunda bazı düzeltmeler yapmak gerekse de, şövalyelerin çoğunun, varoldukları andan itibaren, kuzeyde ve hatta Akdeniz’e kıyası olan ülkelerde bile, geneUikle kırsal malikânelerde ikamet ettikleri de bir gerçektir. Senyörün evi, sıklıkla, kırsal yerleşim yerlerinde ya da civarlarmda bulunur. Bazen, aynı köyâin içinde birçok evi de olabiHr. Etrafındaki köylü kulübelerinden açıkça farklı olması, tipkı kentlerde fakir halkın oturduğu yerlerden ayrıldığı gibi yalmzca daha iyi inşa edilmiş olmaktan değü, fakat hemen her zaman savunma amaçlı düzenlenmiş olmaktan kaynaklanmaktadır.
Zenginlerin evlerini bir saldırıya karşı koruma kaygısı, doğal olarak, toplumsal kargaşanın kendisinin ortaya çıkış ta-nhi kadar eskidk. IV. yüzyıla doğru, Galya’mn kırsal kesimle-nnde şu tahkim edilmiş villae'\&tm görülmesinin Roma barışının sona erişine işaret ediyor olması bunun kamüdır. Gelenek, Frank döneminde de, şurada burada varhğını sürdürmüş olabilir. Ancak, zengin mülk sahiplerinin oturdukları evlerin çoğu ve hatta kraUık sarayının kendisi bile, uzun bir zaman,tesettür klıcı savunma araçlarından neredeyse yoksun kalmıştı. Adriyatik’ten Kuzey İngiltere yaylalarına kadar her yerde, onarü-
ya da yeniden inşa edilmiş kent surlarıyla birlikte, gölgesi ^'nıpa tarlalarının üzerinden hiç kalkmayacak olan tahidm
edilmiş evlerin yükselmesini sağlayan, Norman ya da j\|, istilâlarıydı. İç savaşlar bunların sayısını artırmakta gecj|^^*' düer. Kral ya da hükümdar, büyük yöneticilerin bu şato^ ortaya çıkışındald rolleriyle ve yapımlarını denetlemek için cadıkları çabalarla daha sonra ilgileneceğiz. Şimdilik bizi lumuzdan alıkoymaları gerekmiyor. Çünkü, dağlar ve vadilf, boyunca serpiştirilmiş küçük senyörlerin tahkim edilmiş ev. leri, hemen her zaman tepeden gelen bir izin olmaksızın inş; edilmişlerdi. Aniden hissedilen ve giderilen temel gereksinim, lere yamt veriyorlardı. Bir dinsel metin yazarı, tüm bu geliş, melere hiçbir şekilde sempati duymasa da, gerçekten doğm bir açıklama yapmaktadır: “Sürekli olarak çatışmalarla ve bı Hamlarla uğraşan bu insanların amacı düşmanlarından konin mak, eşiderine karşı zafer kazanmak ve kendilerinden dsb altdüzeyde bulunanları baskı altında tutmaktı.”^'' Kısaca, kem dini korumak ve yönetmekti.
Bu binalar geneUikle çok basit bir tarzda inşa edilmişleı di. Uzun bir süre en yaygın olam, en azından Akdeniz ûlele rinin dışmda, tahtadan kulelerdi. XI. yüzyıkn sonlarınadoğnı, Saint Benoit’mn Mucizeleri (Miracles de Saint Bemii) kitabından üginç bir parça, bunlardan birinin oldukça ilkel haldeb düzenini anlatmaktadır: İlk katta, “güçlü adamm maiyetiA birükte yaşadığı, sohbet ettiği, yemek yecHği, uyuduğu” bit sı lon; zemin katta, erzak kileri bulunmaktadır.^^^ Geneilt binanın hemen dibine bir çukur kazılıyordu. Bazen, bir bayii çukurla çevrüi kazık ve sıkıştırılmış topraktan bir sur bim ötede uzayıp gidiyordu. Bu sur, yangın tehlikesine karşı öd lem olsun diye ana binadan biraz daha uzağa yerleştin^; olan çeşidi işHk binalarının ve mutfağın güvenliğini sağlamı'' yarıyordu; bağımh adamların sığınak gereksinimini karşıbyo’
^ Vitajohannis ep. Teruanensis, c. 12, içinde SS., C. XIV, 2, s. 1146. 265 Miracuta S. Benedicti, 6d. Certain, Vîll, c. 16.
ju; kuleye ani saldırı yapılmasını önlüyor ve bu kısıtlama karcısında çok daha etkili bir saldırı biçimi olan ateşin kullanıl-tnasmı zorlaşürıyordu. Fakat, bu yapıyı tahkim etmek için, şövalyelerin, genellikle bakımlarını üsdendikJeri bağımlı adam şaşısından daha fazla silahh adamı maiyederinde bulundurmaları gerekiyordu. Nihayet, kule ve sur genellikle kimi kez doğal, kimi kez de insan eliyle yapılmış (kısmen daha az rastlanan bir dummdu) bir tümseğin üzerinde yükseliyordu. Bu tümsek, hem tepenin oluşturduğu engel sayesinde saldırıya karşı koşmak, hem de etrafı daha iyi gözedemek gibi iküi bir öneme sahipti. Söz konusu binaların yapımmda taş kullam-mını ilk başlatanlar büşriik yöneticiler oldu: Bertrand de Born, “bu zengin bastidor adamlar”ı, “kireçten, kumdan ve yontulmuş taştan ... cümle kapıları ve burçlar, kuleler, tonozlar ve burma merdivenler” yapmaktan zevk alan insanlar olarak betimlemektedir. Taş, XII. ve hatta XIII. yüzyıl boyunca küçük ve orta düzeydeki şövalyelerin evlerine ancak çok az miktarda girebilmişti. Büyük çaph tarla açma işlemlerinin tamam-lanmasmdan önce ormanların işletilmesi, taş ocağıyla kıyas-landığmda, daha kolay ve ucuzdu; ve taş duvar ustahğı çok daha uzmanlaşmış bir işgücünü zorunlu lalarken, angarym yetine getirmeye her zaman hazır olan tasarruf hakkı sahiplerinin hemen hepsi biraz dülger, biraz da oduncuşdular.
tesettür sundu.