tesettür ve felsefe toplumu konusu
tesettür diyorki Kuşkusuz, köylü senyörün küçük kalesinde zaman zaman komnma ve sığmma bulabihyordu. Yine de, o zamanda yaşayan insanlarm düşüncesine göre, bu kaleleri, her şeyden önce tehlike merkezleri olarak görmek için gayet sağlam gerekçeler vardı. Barışın egemen olmasım isteyen kurumlarm, haberleşme özgürlüğünü yerleştirme kaygısı duyan kentlerin, krallarm ya da hükümdarların, ülkenin her yerini kaplamış bunca yerel “tiran”ın kulelerini yıkmaktan daha acil uğraşları yoktu. Ve bu konuda ne söylenmiş olursa olsun, büyük ya da büçük, tüm bu şatoların kendilerine ait zindanları bulunduğuyalnızca Anne RadcIiffe’in romanlarında rastlanan bir değildi. Ardres’lı Lambert, XII. yüzyılda yeniden inşa edji'' Tournehem kulesini betimlerken, “mahkûmların karanLı^' pislik içinde, böceklerle iç içe ıstırap ekmeğini yedikleri” dan köşelerini unutmamaktadır.
Şövalye, evinin yapısımn da ortaya koydu; ye karşı daima dikkatli yaşamaktadır. Lirik şür gibi da en bilinen kişisi, her gece kulenin tepesinde nöbet tutj. gözcüdür. Aşağıda, tıkış tıkış dolu kalenin iki-üç odas^ geçerken konuk olan yolcularla karışmış kale sakinleri bçj| dünyalarında sürekh iç içe ve hiçbir özel yaşamlan olmalsır^ yaşıyorlardı: Kuşkusuz yer darhğımn bir sonucu olan bu 4 rumun ortaya çıkmasında, aynı zamanda, o dönemde, en t yükler de dahü olmak üzere şef konumunun zorunlu kojulı gibi görülen geleneklerin de bir etkisi olmuştur. Baron, ta® anlamıyla, çevresinde kendisine hizmet eden, kendisini koni'tesettür yan, kendisiyle sohbet eden ve nihayet uyku zamanı gdligıt-de, karısıyla paylaştığı yatağmın kenarmda bekleyerek keoi sini korumayı sürdüren maiyetindeki adamları (silahlı adamlar, uşaklar, fîef sahibi olmayan vasaller, onun bakımına bin-kılmış “besleme” soylu delikanlılar) olmaksızm nefes alam yordu. XIII. yüzyılda İngiltere’de hâlâ daha görgü kuralı olarak öğretildiği gibi, bir senyörün tek başma yemek yemesin-kışık ahr bir durum değüdir.^'’*^ Büyük salonda, masalar uzt du ve oturulacak yerler, yan yana oturulması için hemen k men yalmzca bank biçimindeydi. Merdiven altmda,tesettür yoksofe barınaklarını kuruyorlardı. İki ünlü tövbekâr, efsanede Si' AIexis, tarihte Simon de Crepy burada öldüler. İnzivaya f kilmeye aykırı olan bu ahşkanhklar söz konusu dönemde genelleşmişlerdi; keşişlerin büe hücreleri değil, yatakhane^
vardı. Bu koşullar, keşişlik, çilekeşlik, gezginlik gibi yalnızlığın tadına varmaya olanak tanıyan yaşam biçimlerine doğru gerçekleştirilen bazı kaçışların nedenlerini açıklamaktadır. Ayrıca, soylu sımfı içinde, bilginin kitaptan ya da incelemeden çok pksek sesle okuma, ölçülü şiirler ve insan ilişkileriyle aktarıldığı bir kültüre de denk düşmektedir.
III.UĞRAŞLAR VE EĞLENCE BİÇİMLERİ
Konutu dolayısıyla genellikle taşrah olsa da, soylu kişinin çiftçilikle hiçbir ilgisi yoktu. Bir öyküler derlemesinin bize söz ettiği zavaUı şövalyenin başına geldiği gibi, çapaya ya da sabana el sürmek, bir soylu için düşkünlük işaretiydi. Ve bazen, tarlalarda ya da kendisine ait topraklarda çalışanları,tesettür sararmış ekinleri hayran hayran seyretmekten zevk ahyor gibi görülüyorduysa da, bu, hiçbir biçimde ekim işini yakından idare ettiği anlamma gelmez^^’. İyi maükâne yönetimine ilişkin elkitapları yazılacağı zaman, efendiye değil, ona bağh görevlilere yer verilecektir; kırsal beyefendi tipi tamamen bir başb döneme, XVI. yüzyıldaki ekonomik devrim sonrasına aittir. İktidarının en temel kaynaklarmdan biri, kendisinden toprak almış bağımh üreticiler üzerinde sahip olduğu yargılama yetkisi olmasma rağmen, köyün güçlü yöneticisi, genellikle, bu yetkisini kişisel olarak daha az kullanırken, çoğunlukla kendileri de köylü kökenh olan çavuşlarını yetkih kılmaktadır. Bununla birlikte, yargılama işlevi, şövalyenin hiç kuşkusuz banş zamanmdaki ender uğraşlarından biridir. Fakat, genellikle kendi smıfırun çerçevesi içinde bu işle uğraşmaktadır; Ya kendi vasallerinin davalarmda karar almaktadır; ya fıefıni al-^ğı senyörünün çağrısı üzerine mahkemede kendi eşitlerini yaıgılamak üzere yargıç koltuğuna
tere ve Almanya gibi hâlâ varlığım sürdürdüğü yerlerde ^ adaletini sağlamak için konduk ya da yüzler mahkemesi ı yer almaktadır. Tüm bunlar, hukuk düşüncesini, şövalye relerinde çok erkenden yaygınlaşmış kültür biçimlerinden haline getirmek için oldukça yeterlidir.
Tam anlamıyla soylu sınıfına ait eğlenceler ise, savaşçı|jj mizacın izlerini taşıyordu.
Önce av geliyordu. Daha önce de söylemiş olduğum^j gibi, bu yalmzca bir oyun değildi. Çünkü bizim ikliminuzd; yaşayan insanlar, bizim gibi, vahşi hayvanlarm kökünün h zınmasınm ardmdan kesin olarak barışçılaşrmş bir doğadab nüz yaşamıyorlardı. Öte yandan, yetersiz beslenmiş ve bi seçilmiş ahır hayvanlarınm kasaba içler acısı bir miktarda» sağlayabildiği bir dönemde, av eti, özellikle zenginlerin etgt-reksinimini karşılamakta giderek ağır basan bir yer tutuyordı Bu nedenle av, hemen hemen gerekli bir eylem olman siiı-dürdüğü için, kesin olarak konuşmak gerekirse, artık bir sı fin tekelinde olmaktan çıkmıştı. XII. yüzyılm başmdan İDİM ren avlanmanm köylülere yasak olduğu dönemde Bigorreöı-neği bir istisna oluşturmaktadır.^*"^ Yine de, her biri keni iktidarının smırları içinde olmak üzere her yerde krallar, k kümdarlar ve senyörler bazı rezerv topraklarda av hayatili rım izleme hakkım kendi ellerinde tutuyorlardı:tesettür “Ormatılîi da” (bu kavram, başlangıçtan itibaren, ağaçlandırılmış ota ya da olmasın avlanmaya ayrıkmış toprakları ifade ediyoıd»! büyük baş hayvanların; “tavşanbklarda” tavşangillerin avta ması hakkı onlara aitti. Bu hak iddialarının hukuksal tent® belirsizdir; görünüşe göre, genellikle efendinin yasasta^f başka bir yasal dayanağı bulunmamaktadır ve çok doğalol^' rak, Norman kralların İngiltere’si gibi fethedilen ülkelerde, zen ekilebilir toprakların azaltılması pahasına kralhk ormai'l’
nnın kurulması ve korunmasının garip aşırılıklara vardırıldığı söz konusu olabilmekteydi. Benzer aşırılıklar, sımfsal özellik olan avlanma zevkinin ne kadar güçlü olduğuna tanıldık etmektedir. Senyörün av köpeği sürüsünü barındırmak ve beslemek; avcıların büyük toplantılarının olduğu mevsimde ormanda “barınaklar” inşa etmek gibi tasarruf hakkı sahiplerine dayatılan jniikümlülüklerde de aynı şey görülmektedir. Saint-Gall rahipleri, soylular sınıfına girmek istemekle suçladıkları ça\Tişlarına, her şeyden önce, tavşanların ve daha da kötüsü kurtların, ayüarın ve yaban domuzlarının peşinde koşturmak üzere köpek sürüsü yedştirdikleri için sitem etmiyorlar mıydı? Dahası, kaçan yaban tavşanlarını avlamak ve Asya steplerinin binici uygarlıklarından diğer birçok katkıyla birlikte Batı’ya geçmiş olan özeUikle şahin avlamak gibi en çekici biçimleriyle spor yapmak için servet, boş zaman ve bağımlı adam sahibi olmak gerekiyordu. Evinde barındırdığı bir kronikörün bir Guines kontu için söylediği, “kanat çırpan bir doğana, dua eden bir rahipten daha fazla önem veriyordu” sözü, birçok şövalye için söylenebilirdi; ya da bir ozanın, etrafında av köpekleri sürüsünün çılgınca uludukları öldürülmüş kahramanının önünde, öyküsündeki kişilerden birine söyletmeye hazır olduğu şu naif ve sevimli “Öylesine beyefendiydi ki, köpekleri delice severlerdi onu” cümlesi yine birçokları için tekrarlanabilirdi.^*'’ Av, bu savaşçıları doğaya yaklaştırarak, onların zihinsel yapdarına av olmaksızın asla sahip olamayacakları bir duyarlılık unsuru katıyordu. Eğer sımflarınm geleneği uyarınca “ormam ve ırmağı tanımak” üzere yetiştirilmemiş olsalardı, Fransız lirizmine ve Alman Minnesanğmoi kendilerinden birçok şey katmış olan şövalye sınıfının şairleri tan vaktini ya da mayıs aymın sevincini şarkılaşürırken bu kadar doğru noktaları bulabilirler miydi?
Soyluların ikinci eğlenceleri yarışmalardı. Ortaçağ’dj nellikle bunların görece yeni kurumlar olduğu düşünülüyo^^ ve hatta sözde isim babasımn da, 1066’da öldüğü söylen^^ Geoffroi de PreuiUy adh herhangi bir kişi olduğu beürtüijjj du. Aslında, bu savaş-taklidi o}mn geleneği çok daha eski yıllara dayanıyordu: Tribur Konsih’nin 895’te bazen öliimfıji de olabilen “pagan oyunları”ndan söz etmesi buna kanıttj Bu alışkanlık, halk arasında, Hıristiyan değil ama Hırısüyaj, laştırılmış olan bayramlarda sürdürüldü: Örnek olarak, 107? de yapılan ve diğer delikanlılarla birlikte katılan Vendönıf kunduracısmın oğlunun ölümcül yara aldığı “pagan oyunları’’ (sözcüğün yeniden kullanılmaya başlanması anlamlıdır) ven-lebilir.^^*’ Gençlerin birbirleriyle mücadeleleri, hemen hemea evrensel nitelikte folklorik bir özellik değil midir? Aslında, orduda savaş benzeri uygulamalar, her zaman, birlikleri eğlendirmek kadar antrenman yapmalarına da yarıyordu: Kel Charles ve Germen Louis, “Strasbourg Yeminleri” [Semunts kks,-hourğ) adlı belgenin meşhur ettiği şu ünlü buluşmalarında, hıı türde bir gösteri yapdmasma izin verdiler ve burada kişBel olarak yer almaktan kaçınmadılar. Feodal çağm özgünlüğiı, bu tür yanşmalardan, askerî ya da sivil, görece iyi kurallaşıl-rılmış, genellikle sonunda ödül verilen ve kesinlikle şövalşf silahlarıyla donatılmış atlı kıhç erbabma hasredilmiş düşselbıı savaş yaratmak oldu: Daha sonra bu öylesi bir sınıfsal zevk dönüştü ki, soylu sımfı bundan daha heyecanlısını hiç bulamadı.
