tesettür ve felsefi bilgiler

tesettür ve felsefi bilgiler

 sizlere bugün tesettür diyorki derin buluşlar, halkın deyişi ile 'hikemiyat' bulunduğu hald,^«mbol/k bir özellik taşıyan 'mit' sürekli yorum üreterek felsefenin v,,.
söylemin aradığı tarih üstü, tarih dışı, genelgeçer nesnel ve evrensel ,ıs.varlığını tartışılır bir duruma getirir.

-Mit yapıcı insan genellikle aklın eleştirel anıyla ilişkilendirilmiştır v« ^ onun farklı tarihsel dönemlerde sürekli yorumlanması ve yeniden lanması gerektiği için boyledir. Başka bir söyleyişle, mitin bekası eleşt-surunu içeren tarihin sürekli yorumu gerektirdiği için boyledir. Mitler çıplak, ilk durumdan doğan değiştirilemeyen ve değişmez antikalar değ, ^ Onların özel kimlikleri her neslin onları kendi ihtiyaçlarına, konvansiyon'; na ve ideolojik motivasyonlarına göre benimseme ve yorumlama tarzlar^, bağlıdır- (Ricoeur 2010:138).
Bu nedenle Hilmi Ziya Ülken dünya edebiyatı içerisinde yüksek ve önemit düşünceler barındıran, mitsel öğeler taşıyan edebî eserleri felsefî eser saymadığı gibi bu eserlerin İçerisindeki teorik düşünceyi de felsefe kabul etmez.
"Eski Hint 'hikemiyat'ından mülhem olup Beydaba'ya nisbet edilen Kelileve Dimne felsefe değildir. Nitekim bu eserden mülhem olan Binbir Gece Masalları veya Hümayunname, Arapların Makamat Hariri'si, Şeyh Sadi'nin Gulstan veya Bostân'ı, La Fontaine'in Hikayeler'! ve Masallar'ı, hatta Ebu'l-Alâ'nın Lüziyat'ı, Mevlana'nın Mesnevi'si, Aşık Paşa'nın Garibname'si, Dante nin İlahi Komedya'sı, Milton'un Kaybolmuş Cennet'i, Goethe'nin Faust'u v.b. de felsefî değildir- (Ülken 2001: 547).
Ülken e göre bu eserlerde "bilim ve felsefe kitabında olmayan hakikatlerin sıkıştırılmış" olduğunu iddia ederek üstün bir felsefî değer arayanlar hem bu eserlere felsefe demekle onların asıl değeri olan telkin ediciliği, ilhamı, sezgiyi, sanatın doğrudan doğruya verdiği mucizevî güzelliği küçümsemiş, onlar hakkında yanlış bir hükümle öz değerlerinden uzaklaştırılmış'' olmakta hem felsefî eserlerin "ruhu olan sistemlilik, açıklık, bilgi, varlık ve değerlere ait bütün halinde açıklama olma vasıflarını inkâra" gitmekte "felsefenin kendine mahsus değerini" görmemekte hem de "sistemli düşüncenin geniş evrenim ifade edecek etraflı ve tam akıl yürütmeyi, inceliklere inen bütün izahları zihni tembelleştiren 'halk hikmeti'ne ve tekerlemelere feda" etmektedir. (Ülken 2001: 548). Bu hususta edebî eserde ne hikmet ne de düşünce teoriye karşılık gelir. Teori "belirli bir sentaksa göre açıkça tanımlanmış terimlerle formüle edilen bir önermeler sistemidir. Bu önermelerin teorinin geçerli olduğu referans alanında ortaya çıkan bütün fenomenleri açıklayacağı varsayılır" (Laytord 2010:234).
ülken insanların, belirli bir felsefi düşünce için teorik ve felsefi
zivade edebi eserlere yönekneslnl, basvürmasrn, ve bu çeşit . zıyaae eaeoı esc r e„.,ini «debî eserlere felsefi esere o
ortaya çıktı^ırM ve olgunlaştı^nı düşünüf. Fdseft söyiemın ve felsefenin uya-n^ından önceki dönemlere ait eserlerde ise 'düşurKe ve hikmet vardır, fakat Mm ve felsefe yoktur* (Olken 2001: 548) Bahsi ge^en bu eserler her ne kadar felsefi olmasa da yine de felsefe bu çe^ıt yapıtları •küçümsemez, tam tersine, onlan tahlil eder, devirlerinin marvasırvı aksettirdıklen için onlarda insan ruhu-rHjn derm bîr manzarasmı gorur. insan ruhunun gelişmesine yardım eden dhctlen buldu^^u zaman onlan ezeli felsefe binasının tuzlaları* sayar. (Ülken 2001: S48) Bu noktada ne edebi eserler ve söylemler felsefi birer eser ve söy-İMVKİr ne de bu eserlerdeki çeşitli teorik fragmatikai düşünceler felsefe ve febiA söylemdir Burada "hâkimce edebiyat veya edebi hikmet in felsefeyle kanştınlması nasıl yanlışsa, fikir kınntılannı içine alan ılım eserlerini veya kanıtlama ve akıl yürütme mahareti gösteren bazı hukuk ve ahlak eserlenni de felsefeyle kanştırmak. felsefe saymak aynı derecede yanlıştır* (Ülken 2(X)1: S48) Böylesıne eserlere, felsefî eser yerine, felsefeye özenen, tefelsüf eden eserler adı venlır
Hîç kuşkusuz bir edebî metnin ve söylemin felsefî özellik taşıyıp taşımadığı genelde ya temaya ya da eser ve söylem İçerisindeki teorik düşünceye bakılarak tespit edilmeye çalışılır. Derrida ise metindeki felsefîliği daha derinlerde arar Ona göre bir metindeki "gerçekten çalışılır zorunlu pek çok program dil, gramer, genelde kültür- bu tür 'varsayımlar ın tekerrürü öylesine yapısaldır ki, banlan tasfiye etmek söz konusu bile olamaz. Edebî metinler bağlamında daima felsefî tezler vardır. Bir edebî metnin semantiği ve tematiği bir metafizik taşK-sozcuğun İngilizce (assume) ya da Fransızca (assumer) anlamıyla- üstlenir Bizzat bu içerik tabakalaştırılır; temalar, sesler, biçimler, farklı türler aracılığıyla ortaya çıkar" (Derrida 2(X)9:52). Edebî eser ve söylemdeki bu derin felsefî yapıya karşıtlık olarak yine de edebî eser ve söylem, gerçeklik düzlemine ve varolan a yonelimsellığıyle Husserl in paranteze alma, ephoke yöntemini gerçekleştirerek gerçeklik ve Varolan'ın transandantal-aşkın algılanmasının önüne geçmeye çalışır.
"Şiir ve edebiyat aşkın okumanın 'dogmatik' naifliğini' askıya almaya ortak bir özellik olarak sahiptirler. Ayrıca bu, bu deneyimlerin felsefî gücünü, fenomenailiği, anlamı, nesneyi, hatta esasen varolanı, en azından potansiyel br gucu, felsefî bir dunamis'i- yine de yalnızca yanıtlarken, okuma deneyiminde geliştirilebilir, çunku metinde bir toz gibi gizli değildir- düşünme yönünde bir kışkırtma gucunu açıklar. Şiir ve edebiyat bir tezi bu sıfatla bir tez kılan şeye Tenomenolojik' erişimi sağlar ya da kolaylaştırır. Felsefî bir içeriğe sahip olmadan şöyle ve şöyle bir tez olmadan ya da bu tezi taşımadan önce edebî deneyim, yazma ya da okuma bu tezin düşünülmesine olanak tanıdığı kadarmca nötrleşmiş ya da nötrleştirici bir 'felsefî' deneyimdir. Bu tın, inancın, konumun, naiflığin, Husserl'in doğal tavır' olarak adlandırdığı şeyin dogmatik olmayan bir deneyimdir bu. Bakışın bu fenomenolojik dönüşümü, Husserl'in önerdiği aşkın indirgeme' belki tam da edebiyatın koşuludur" (Derrida 2009.48)
TÜRK ROMANINDA FELSEFÎ AÇILIMLAR
Bu noktada edebî eser ve söylem hem üzerinde taşıdığı sembol,ir forik bir dil ve imgelemle gerçeği transandantal hâle getirip aşkmlr^y ,^ de gerçeklik düzlemine ve varolana dönüklüğüyle metinlerin aşkır', . sının transandantal hâle getirilmesinin önüne geçer.
Derrida'nın metinler karşısında yapıbozmcu tavrına karşı olarak G»?. Derrida'ya yapıbozumda 'seçkin metinler' olarak adlandırdığı edebi ^ poetik' metinlerin “oynadığı ayırt edici rolün" ne olduğunu sorar (Gad~-2010: 201). Çünkü edebî ve poetik metinlere "dokularının hakiki dolayı-çözülemez/sökülemez iplik örgülerinden dolayı-seçkın met,r. (Gadamer 2010: 201) adını veren Gadamer, bahsi geçen soruya karşılıkaktt aynı zamanda 'edebî ve poetik' metinleri farklı bir yere yerleştirip eöebh okuyucunun bu metinlere yönelimselliğine ve bu yönelımsellik kar^«$ıry edebî metinlerin çok anlamlılığına bağlar.
Edebî ve poetik metinler'bizimle konuşurlar ve hatta onlar cevaplan sorularıyla da bitip-tukenmezdirler; bu yüzden onlardan, bir defada kendJ# ri hakkında her şeyi öğrenemeyiz. Aksine tekrar tekrar sorgulanır ve tekn tekrar yeni cevaplar alırız onlardan. Bu tecrübe, kendimizi insanı kaderm ve ıstırabının trajedilerindeki, romanlardaki ya da şiirlerdeki buyuk tasvirle rine açarken bulacak şekilde hep refakatçi olarak kalır" (Gadamer 2010: 201:
Gadamer, edebî metnin ve söylemin okuyucuyla sadece objektifleştirici araştırmanın objesi olarak değil de dostane bir şekilde konuştuğunu, fakat seçkin metinlerin bilimsel bilgiyle karşıtlığı vurgulamak amacıyla bunlarır 'kurgu' olarak adlandırıldıklarını bu tür bir adlandırmanın ise yanlış anlamadar kaynaklandığını ve bu adlandırmanın da 'seçkin metinler'in üzerini örttüğüm belirtir. Gadamer'e göre edebî ve poetik metinlere oranla felsefî metinler 'seç kin metinler değildir ve bu da onların linguistik/dil ürünü sanat eseri olmadık larını söylemektir. Fakat 'seçkin metin' diyalog-içindeki-partner için seçkıı metin iken, filozof düşünür için 'problem'dir' (Gadamer 2010; 202). Burad. bahsi geçen 'problem' kavramı cevabı aranan bir soru anlamındadır.
FELSEFİ ROMANI TANIMLAMAYA v* TANIMAYA DOĞRU
ku^luısuz felsefi bır romanı tanımlamaya doğru yol alırken romanın da Ü fdibl tur olduğundan harekette yukarıda venimeye çalışılan edebi ve fel* sei ıbyfcm ûzeAitdennı göz önünde bulundurmak gereklidir. Yukarıda vehten İiAmİ vt edebi söylem ozeflıkienne bakılarak felsefî romanı tanımlamaya çalı-firsak felsef! roman, felsefî bir sistem ve söylemin ontolojisi, epistemolo/ısı. ftğL mantığı, metafiziği, bilgi, insan ve ruh, gerçeklik ve ne'lık anlayışı, tümel İv lıar|isır>dakj tavrını tem olarak işleyen romanlara denir. Hiç kuşkusuz bu tarwn bize ait olmasına rağmen felsefî roman' adlandırması aşağıdaki İfade-Ivde görüleceği gıb* felsefe roman' adıyla daha önceden belirlenmiş durum-
Homanm ait turlen, diğer alt türler gibi yazıldığı donem ve yansıttığı sanat görüşüne göre sınıfîanıldığı gibi, biçim, içerik ve teknik yapılarına göre de sınıflar>dınlrT>aktadır. örneğin genel olarak belirtecek olursak, biçim duzle-mifHİe duyusal, romantik, gerçekçi, naturalist, ekspresyonist, modem ve post-modem romanlar veya oluşum romanı, otobiyografik roman, psikolojik roman, korku romanı, çocuk romanı, gençlik romanı, yetişkin romanı, olay romanı, bilinç akımı romanı, karakter romanı, belgesel roman, mektup ro-manlaa dramatik roman vb. içerik düzleminde ise, aile romanı, dedektif romanı. bilim kurgu romanı, sanatçı romanı, sınıf romanı, devlet romanı, eği tim romanL macera romanı, felsefe romanı, tarihi roman, koy romanı, politik roman, sosyal roman vb. gibi romanlar vardır' (Eyigun 2003: 54).
Ur roman turu olarak belirlenen "felsefî romancın daha sonra çeşitli ince-Itmierie de sımriannın ortaya konulmaya çalışacağı görülmektedir, örneğin ifful Parlak "felsefe ve edebiyat üzerine bütüncül bir söylem geliştirmenin çok zor olmakla birlikte bu iki alanın ilişkisinin Platon ve Aristoteles'e kadar" (Parlak 2004: 431) uzandığını düşünerek bu iki filozofun düşüncelerinin edebiyat kuramlannt gekştirdığini öne sürer. Parlak, daha sonra felsefî bir roman olarak bekıiediğı ümberto Eeo'nun Gülün Adı romanında bizim de bu çalışmada yapmaya gayret edııxlığimiz felsefî teoriyi ve söylemi arar. Parlak'a göre Gukm Adı nda ümberto Eco Platon ve Aristoteles "düşüncelerini yansıtan karakterler yaratmış ve bu karakterler aracılığıyla" bu iki filozofun "edebiyat bonusuTKİakı duşuncelen arasındaki karşıtlık ilkesini belırgınleştırmiştir" (Parlak 2004 431). Gülün Adı mn bu çeşitten bir felsefî özellik taşırruısına ek olarak da
Türk ROMANINDA FELSEF! AÇILIMLAR
. Jiuiinceler daha sonraki yıllarda oraya çıkan felsefî sistem mTaçı^ve örtük göndermelerde bulunmuştur (Parlak 2004:432)."’S.
Felsefe ve edebiyat, felsefi ve edebi söylemin yolları çok az noktadiv birçok yönden birbirinden ayrılır. Edebiyat ve felsefenin söylem olarak J lerinden ayrıldığı yönler, kesişme yönlerine oranla daha fazladır. Fakat prensipler şiiri, piyesi, romanı çok farklı şekillendirir, ancak müzik gibi formları bu şekilde (şiir, piyes ve romanı etkilediği gibi geniş boyutta) prensiplerle geniş boyutta gösterilmez. Ancak ilginçtir ki Hegel, muzığı tın kefesine koyduğunda şiir ve piyesten daha aşağıda yer verir. Sonuç form ve gerçeğin birleşimi tamamıyla, içerik ve sanatsal yönü ile aynı yerdeki,, Bu kriterlerde sanat formu en yüksek olan romandır. Bunun gibi bir pozisyon, hak etmek için daha mantıklı düşünmek gerekir. Roman diğer sanat biçimle, nin en yoğrulabileni, en evrensel çekiciliği ve yeteneği olanı ve en uyumk yoludur" (Swann 1929: 3). Bu nedenle Dünya ve Türk edebiyatında felsefi so\ lemi, sistemi ve kuramları bir bütünlük halinde her ne kadar sayıları az da olst ortaya koyan en önemli edebî tür romandır. İşte bu tür roman örneğinde gös^ terilebilecek romanların sayısı bir elin parmak sayılarını geçmeyecek kadai azdır. Hiç kuşkusuz Dünya edebiyatında felsefî roman tarzının en tipik örneğj varoluşçu fenomenolojik düşünme tarzını, felsefî söylemini, ontolojisini, epis, temolojisini ve felsefî akıl yürütmelerini tem olarak işleyen Sartre'ın Bulant| adlı romanıdır.
Felsefe ve felsefî söylem metafiziği kendi konusu yapmaz hatta metafizilj alanına girmek istemez. Ama metafiziğin soru{n)larını yanıtlamaya çalışır. Hat| ta felsefî düşünüşte başlangıcından itibaren metafizik soru(n)lar benzer, ayn olmasına rağmen felsefe tarihinde bunlara verilen cevaplar farklılık gösterir Metafiziğin soru(n)larına verilen bu farklı cevaplar kavramsal olarak örülürsr felsefî sistem ve söylem ortaya çıkar. Bu noktada cevaplardaki farklılıklar dr birçok felsefî söylem ve sistemin doğuşunu sağlar. İşte bu hususta her dö nemde metafiziğin soru(n)larına farklı yanıtlar veren felsefe aynı zamandr mevcut dönemin paradigmasını da etkileyerek sanat ve bilimin gidişatının yönünü belirler duruma gelir. Pek tabii ki felsefe ve felsefî söylem sadece sorular sorup bu sorulara cevap aramaz, aynı zamanda bireyin aklını kullanarak, bilinçli bir halde rasyonalist bir tavırla gerçeklik düzlemiyle, bu düzemdeki 'varolan'la ilişkisini düzenler. İşte bu noktada bireyin Varoluşu'na eğilen felsefî eğilim 'varlık felsefesi'dir. Aslında ta Eski Yunan'da görülen 'varlık felsefesi', ı/aroluşçu felsefî eğilimiyle modern anlamda yeni bir felsefî söylem geliştirir.
'10 6 vüzvılda bir doğa felsefesi' olarak başlayan felsefenin gerçekte bir varlık felsefesi olduğunu söylemeliyiz. Çünkü bu felsefe doğa'yç physis'iM-rt liKTeiseT ,,,oru konusu yapan bir
!|lr İM nokucte Esta Yunan da görülen bu varhk felsefeunı *aitı varoluşçu XiJ^‘ Soren Hıefkegaafd Fnednch NıeOsche, Kari Jarspers, Gabrıd Mkcİ Itaran HeKtegger, Jean Paul Sartre yimurKi yüzyıla girerken felsefi ıMtM ve BiHM olırak yenden kurarlar ^lackham 2005; 2) Bu altı filozofun ^«uvıde NvokiKu* Msefi soylemre ilk örKe Bulantı (1938) adlı bir romanla artan hoyvı arkasaidan da feryımenoloj'k ontoloji denemesi Varfck ve Hıçlık'i kaleme alan Sartre edebiyat felsefe, edebî söylem ile felsefi söylem talup eddeceğı ender isimlerden bindir.
VMuKtA* afağKİa daha da aynntıiı olarak görülecek gibi Sartre m Bu-M adli romanmda bıreyiere kendi Varoiuş’lannı kazanma yolunda^ hazır tmân di ve bu (ün taşıdığı kutnırel, tarihsel ve toplumsal değer yargılan ve mlirteia lı#\ian gerçeklik düzlemin! deforme ederek, gerçeklik düzlemi ve ü Üdiffivi ^ırolan'i İe yemden bir rasyor>el bir ilişkinin nasıl kurulacağını beİHgmek isteyen bir felseft ekoldür. Bulantı da, temel felsefî kavram romanın I arada sırada yaşadığı transandantal bir durum olan bulantı' nö-Asknda romanm başkışisi Antoine Roguentin'in maruz kaldığı bu rıöbedeh Ajİa Khsteva'nın tanımladığı 'olma' hastalığı, varoluşun acı» ve patolofsîdlr Freud, Dostoyevski incelemesinde bu tür durumlar için nevroz olarak ortaya koyar (Keamey 2010-e: 368).
Varokışsal bir ckjrum olan bu bulantı' nöbetlerinde romanın başkişısı %x|uencifv gerçekfîk düziemir»n Varolan ını dil ve dilin taşıdığı tarihsel, top-keesai ve kültürel değer yargılan ve anlamlarla algılamaz. Husserl, %nofnenolo^ felsefesırxie görüldüğü gibi romanın başkişisi bahsi geçen v«oiuşsal nobetlerirvie gerçeklik düzlemindeki Varolan'a ait dili ve bu dille ^^nen sunuki değer ve anlamlan paranteze alarak. Varolan ın 'öz'u olan kendMe varkk'a kerKÜ Varoluş unda hiçliğe yol kat eder. Bu noktada hiçlik', ggnçtkkk öuziemmm Varolan ına dil ve dilin taşıdığı kültürel, tarihsel ve top-umsai değer yargılan ve anlamlar yüklememesiyle ortaya çıkan ve “sükûnet re boşM noktasına* ulaşılan bir durumdur. (Kearney 2010-e: 373). Bu noktada Mm nm başktşısı açısından bulantı' nöbetleri, Varolan'a dil ve dilin taşıdığı Mm ve değer yargıiannı dışlaştırma, paranteze alma fırsatı veren biilnçsizii-ğm geordt^ b» bıkr^ halidir; çünkü romanın başkahramanı bu nöbetlerde façekü dudemmi kurduğu Varolan a değerler yüklediği rasyonel âklı'ı da Mya akr. işte bu davranış bilinçsizliğin ortaya çıkardığı bir biiinçlilik durumu otm tMİantı nöbetlerini transandantal bir görünüme iter.
Askndi Bulantı ntn başkahramanı Roguentın, için bulantı' nöbetleri meta-som ve sorunlarına cevap arama ve bulma farkındalığının yaşandığı bu anlardv Çünkü bu bulantı nöbetlerinde dil ve dilin taşıdığı kültürel, tarih-tfi ve toplumsal değer yargılan ve anlamlardan oluşan öncüller, onkabuller *teeft1n işaret ettiği gibi paranteze alınarak gerçeklik düzlemi ve bu düzlem öğedeki varoian uzennde kurgulamalar kırılır. Bulantı anlarda Roguentin'in- tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder