tesettür ve felsefi konusu
bugün sizlere elinden gelen gayreti gösteren tesettür diyorki viftA'ı algıUdıkça dil ve diltn ta>ıdığı değer ve anlamlarla kurgulandı gw\Hdgr altında ezilir. Burada Roguentın'i dolayımsız algıladığı im gtrçck nelği korkuturken dil ve dilin taşıdığı tarihsel, kültürel ve değer yargılan ve anlamlarla gereklik düzleminde Varolan ı ise. nesnelerin insana dokunmaması gerekir Çunku canlı değil* I yaşar, onlan kuüarHr. sonra yelerine koruz. Onlar sadece yarar-kdHd Oysa bana dolaırHjyorlar. ekilmez bir durum bu Onlarla bağlantı j^rraat horkmuyor ber>i. Sanki hepsi brer cank hayvan Şimdi anlıyorum, : kıyıunda çakıl taşmı elime aldığım zaman ne duyduğumu I İyi Katakyorum. İçim bayıla gibi olmuştu Ne tatsız şeydi bu Bu duygunun çakd taşından geldğmden, ellenme odan geçtiğinden kuşkum yok. Ivft, evet ta kendisi, ederde duyulan bir çeşit bulantı bu* (Sartre 2010
HoQuent*n'in Varolan'a karşı bu ifadelerde dile getirdiği korkusu tamamen mrokış&al ba özettik taşır. Çunku Roguentin, gerçeklik düzlemindeki dil ve din taşıdığı değer ve anlamlarla kurulan Varolan ın, bulantı' nöbetlerinde dolayansız algıladığı Varolan'a karşı ne kadar yabancı olduğunu duyumsamış-la Gerçeklik düzleminde bulunan bu 'varolan', fenomenoloji bilinç felsefeleri-fim cataya koyduğu gibi insanın 'özbilinç'ine' yabancılaşmış bulunan >«t)landır, çunku dil ve dilin taşıdığı değer yargıları ve anlamlar tarihsel ol-duidormdan fenomenolojik bilinç felsefelerin aradığı tarihi aşan, tarih dışı, gmcIgeçer r>esr>el ilke'yi. özbilinç'i, gerçek 'varoluş'u üretemezler. Çünkü Lacon'm psikanalizim kuramına göre insan, çocukluğun erken döneminde yoşantıladığı kokensel zevk, dolayımsız algı ve mutlak tatmin alanını da dil ve din uzenrKİe taşıdığı değer yargıları ve anlamlan öğrendikten sonra kaybetmiştir Bu noktada dil üzerinde taşıdığı değer yargıları ve anlamlarla, insanın ytşamındo bahsi geçen alanın kaybına neden olmakla kalmaz, kültürün sim-grsel-dilsel alanında, kökensel zevk, dolayımsız algı ve mutlak tatmin alanına oft oUn istenç, arzu, zevk ve hazlarmı da bastırarak bilinçdışı'nı da kurar. Dil dıha sonra kültürün simgesel-dilsel alanında bastırılan bu istek ve arzuların göstergesi olarak varlığını devam ettirir. Bu noktada gösteren dil olurken, vnanm erken çocukluk döneminde yaşayıp daha sonra kaybettiği bahsi geçen olana ait istenç, arzu, zevk ve hazlar hem gösterilen hem ise bastırılan olarak lüle OC taşıdığı değer yargılan ve anlamlarla hem gösteren hem de bastıranda (Tura 2007; 131).
Hiç kuşkusuz dd, bahsi geçen bastırmayı Lacan'ın ifade ettiği gibi metafor, simge ve soz sarsatlanyia yaparak üzerinde taşıdığı değer yargıları ve anlamları neredeyse Kantin felsefi söyleminin temel kavramlarından biri olan transan-dantal-aşkm bir hüe sokar duruma gelir İşte Roguentin, dilin, taşıdığı değer I kurgulanıp aşkınlaştmimaya yeltenildiği gerçeklik düzlemindeki asknda bulantı' nöbetlerinde fark ettiği varolan dan tamamen
TÜRK NOMANMCM FELSf Fİ ACUMLM
ofcj^unu aigilır. Roguentin, g«rçeWik düzlemindeki va,«
O nobetfennde fart ettığ» “kendinde peylere, kendmde »Jl* ’’'• >woian a yabana olduğunu, 'nesnelefm insana dokurwn«n*i,g^ * can* değJer Aratannda yajar, cxılan kuHamr. sonra yerlertne S saoece yorariKİriar. Oysa bana dokunuyorlar, çekilmez bir dururR ttaçuno kurmak korkutuyor beni' (Sartre 2010: 28) ıfadelenyle Bu daoeeerde ftoguentinîn “bulantı'
I yerylan w anUmUr, tarihsel ve kültürel oldu^ndan n'm mevcut an ı yeşamannı tngeier Çünkü gerek dü gerekse dıhn I ve kültürel anlam ve de^ yargılan Roguentın'i hep andan uzaklaştev Tarihsellik, bıreym kendim , ><ewatuf a açüması kar>ıs«ıda bir engeldir Çünkü tarihsellik fpKiRiı fpçckik dOaienfene ve bu düzlemin Varolan ına kendi anlamlarını karyı gkar Tanhseüik. bu rx>ktada tarih ustu, tarihi a>an. fieemel ve nesrsel Mıe, öz. özbUin^ sabit anlamı kabul etmez ınnt yorumu. ıpekulatif olmayı, göreceli^ ve ozrvelb^ getirirken bve^ de hem kendme hem de gerçeklik düzlemine yabanolığı tarihsellik ıgndr deven eder
İMm be beeyin yabancıiaşmasını erken çocukluk döneminde yandığı idkenııl zevk, dolayımsız algı ve mutlak tatmin alanından dıi ve dilin taşıdığı bi^eel toplumsal ve tarihsel değer yargılan ve anlamlan öğrenmesiyle başla-ar Ucan a göre kışı erken çocukluk döneminde yaşadığı ve sonradan kaybet bM geçen donenvie Varolan ı dil ve dilin taşıdığı değer ve anlamlar #ayı gamcdcn dolayımsız olarak algılar. Bu algılama daha sonra dilin öğre-eimesryle lon bulur Bu noktada dil, gerçeklik düzlemi ve Varolan' ile çocuk mmmâ gverek bv yankruı meydana getirirken, dolayımsız algı alanına ait olan ■»mçlen arzulan, zevkleri ve haztan da bastırarak bilinçdışı'nı kurar. Böylelikle Immğlu kültürün sımgesel-dılsel alanına geçerken, gerçeklik düzlemi ve Ebrulan m gerçek 'neliğıne ait dolayımsız algı alanı da son bulur. Böylelikle taPiy artık hazır sunulu dıi ve bu dilin taşıdığı değer yargılan ve anlamlarıyla gtrçfklık düzlemini kurar Lacan'a göre insanın kurduğu bu gerçeklik düzlemi, kaybedilmiş olan dolayımsız algı alanının yerine kurulmuş olmakla birlikte «ttanm kaybettiği veya yerini doldurmaya çalıştığı bu alan insanın gerçek hflığaıe ait önemli bulgu ve bilgiler bulunduğu bu dolayımsız algı alanıdır. İtt dolayımsız algı alanının dışında kalan insanın yaşamaya çalıştığı gerçeklik dlMmırxle birey hem kendine hem de varolan a karşı yabancı konumdadır. îTyra 2004 179-180).
İomandan almtılanan yukarıdaki bölümde geçen şeylerin yazısını silinmiş' teesı tMİantı nöbetlerinde varolan ın bilinçte anlamlandırılması sağlayan dİ ve dİvt taşıdiğı kültürel, toplumsal ve tarihsel değer yargıları ve anlamların Huntrl fonomenloftsmin de işaret ettiği gibi epokhe ilkesi, paranteze alınması yMermdır. Husserİ'm aslında ‘transandantal ego nun yemden ve bütünlüklü mşm için önermiş olduğu epokhe yöntemi* sadece "mutlak bene (Absolute Idil ulaşmak ıçm bütünlüklü bir paranteze alma edırm değildir söz konusu Olan epokheye başvurmanın asıl nedeni, içerisinde egonun diğer egolarla bKÜcte varolduğu yaşam-dunyasım, ker>dı hakikatinde, doğalcı tutumun nes-I tasannurKlan bağımsız olarak kavrayabilmektir* (Kartal 2010: 165). I I anlamlafKİıran ve kurgulayan değer yargılan ve alamlar pa ) dtşlaşttnldığı zaman kendinde şeyler le ker>dınde varlık la karşı-
u2«rc bu grçmrşjn uzenoc çevrilen bir «macm konumunu üretemez* (Sartre 200TSS4I
Geçmif Varolanca ait dtli, dıtıom taşıdığı anlam ve de^rlerle şimdiki zadında yaş^yv> özne' uzennde varoluşu engelleyen etkilere sahipse de birey zamanda bu anlam ve değerlen paranteze alabilir Böylelikle 'an' ken-ji« dam yenileyen dmamık bir zaman dilimi olarak sunar. Bulantı daki Hoguentmln yaşamında geçmişe ait 'der>eyım'e yer yoktur; çunku 'özne' 'şim-dte zaman'da an da yaşar, an'ı tüketir ve bu an'ı geleceğe aktar(a)maz
^Mevcudiyette görünen varlık ker>dirvı şimdiki zamar>da olan gibi venr Bu nedenledir ki fenddu zaman yaşadığır>da çatışkılı (antınomıguement) bir biçende kendmı olmayan olarak verirken, kendisi olduğunu, şimdiki zamanda oUn gibi açığa çıkarak ker>dini varlığın yegâne ölçüsü olarak verir Bunun nedeni varlığın şimdiki zamandan taşması değildir, bu aşın ölçüdeki varlık bolluğu, arKik. öğrenme organı olan geçmiş içinde kavranabilir, yanı artık olmayan şey olarak kavranabilir Nitekim masamın üzerindeki kitap şimdiki zamar>da vardır ve geçmişte de var idi (kendi kendisinin aynı olarak) Boyle-ce şimdiki zaman kökense! zamansallık içinde tümel varlık olarak açığa çıkar ve bir yandan da hiçbir şey değilken-varlıktan başka hiçbir şey değılken-bır yandan da varlık boyunca salt kayıp gitmedir, salt hiçliktir* (Sartre 2009: 292)
Sartre. göre gelecek zaman belirsiz ve bulanıktır. Bu nedenle zamanın bu geçmiş ve gelecek gibi iki boyutuna insan sahip değildir. Geçmiş insanın hem bilincinde hem de bılınçdışında kronolojik olarak değil de imgeler olarak yaşar Bu nedenle zamanın üç boyutu içerisinde özne' sadece kronolojik olarak varolan an ı yaşar Bu hususta "en kesin olan şey, bilinçte gerçekten doğrudan olarak ifade edilen şeylerin hepsinin, tek bir zaman noktasıyla, yani belirli bir şimdiyle llişkilenmesi ve o zaman noktasında tükenmesidir. Geçmiş olan, bilinçte artık olmayan'dır. Gelecekteki ise bilinçte 'henüz daha' mevcut olamaz 0 halde her ikisi de asla bilincin somut gerçekliğine, onun gerçek guncelleğine ait olmayıp, sırf zihinsel soyutlamalara karışmış gibidir" (Cassırer 2005: S2). Şimdiki zaman gerçek ve somuttur. Bu şimdiki zamana karşılık olarak dun-geçmış gittikçe silinmekte, yarın ise yaşanılan anda tasarlanmaktadır. Zaman üzerindeki bu yorumlar aslında Sartre'm etkilendiği Husserl fenomeno-lofisırKİe vardır.
“Husseıi şimdi nin geçmişi içerdiğini ve şimdinin geleceği önceden içerdiğini ya da geleceğin şimdinin devamı olduğunu iddia eder. Geçmiş zaman ve gelecek zaman yalnızca şimdinin modifikasyonlarıdır ve bu şimdinin geçmişi ve geleceği içinde taşıması öteki ya da aşkın olan şeyin gasıbı ve temellükü olarak şimdiki mevcudiyeti ontolojisini takviye eder* (Levınas 2010.
^TÜRK ROMANINDA FELSEFİ AÇILIMLAR
olarak hatırlayamaz. Bu nedenle Roquentin geçmişteki hatıraUnr . lan anda kurgular. Bu nedenle geçmişinin "uçsuz bucaksız bır d^ % bir şey" (Sartre 2010: 102) olmadığını düşünür. Bu noktada bıreyıi^ ' imge kırıntıları içinde özet halinde birtakım bilgilerle bulunur ^ ^
Roguentin, kurguladığı geçmiş ile imgeler halinde anımsadığı sında farklılıklar bulunduğunu görerek imgeler arasına çeşitli vakaUr rip geçmiş yaşamını kurgulamanın absürt bir durum olduğunu ve yaşanılan anda meydana getirdiğini düşünür. Bu nedenle ona göre duf>^ mak boşunadır ve absürt bir çabadır. Roguentin'in bu duşuncelenndem^^^ yaşanılan andaki değer yargıları ve anlamların geçmişteki Varolan ı de^)>5^ ğini duyumsadığı görülür. Roguentin her ne kadar geçmişi kurgulamık^^ vazgeçmek isterse de geçmiş onu yaşanılan 'an'da sürekli rahatsız ve har, taciz eder. Geçmişin yaşanan 'an' üzerindeki tacizi, aslında Lacan a göfeçoci^ luk döneminin erken devresinde yaşanıp daha sonra dilin öğrenilmesiyleü* bedilen dolayımsız algı ve kökensel zevk alanına ait İstenç, arzu, zevk vehı^ij. nn kültürün simgesel-dilsel alanında 'bilinçdışına' bastırılması ve bu bastırılar, ların da zamanla yaşamın bir dönemde insanın konforunu kaçıracak tarzda tekrar bilinç düzeyine yükselerek hayatı olumsuz yönde etkilemesi sonucuyh benzerlik gösterir (Tura 2007: 55). Roguentin artık yaşanılan anda olup biter bir durum ve olayın birer kurgu mu yoksa gerçekten yaşanılan bir gerçeklik m olduğunu ayırt edemez duruma gelir, ama aynı zamanda bir eylemin gerçek leştiği bir zamanın da olduğunu düşünemeden edemez.
-Geleceği görüyorum. Şurada, sokakta işte. Şimdiden biraz daha solgun Ger çekleşecek de ne olacak. Gerçekleşmekten ne kazanacak? İhtiyar kadın to-pallaya topallaya uzaklaşıyor, sonra duruyor, atkısından çıkan aklaşmış bir tutam saçı çekiştiriyor. Yürüyor demin oradaydı, şimdi başka yerde Anlaya mıyorum bunu, hareketlerini görüyor muyum, yoksa önceden kestiriyor muyum? Şimdiyi gelecekten ayıramıyorum artık, ama sürüp gidiyor bu, ya-vaşça gerçekleştiriyor kendini; yani ihtiyar kadın ıssız sokakta boyunca ilerth yor, ayağındaki koca erkek ayakkabılarını sürüyüp duruyor. Zamanın ta kendisi bu, hem de çırılçıplak zaman. Ağır ağır var oluyor, bekletiyor insanı Ama ortaya çıktığı zaman canımızı sıkıyor. Çünkü çoktan beri orada bulunduğunu anlıyorsunuz. İhtiyar, sokağın dönemecine yaklaşıyor, ufacık bir kara kurr^aş yığınından başka bir şey değil artık. Buna diyeceğim yok doğrusu. Biraz önce ihtiyar orada değildi. Ama bu, insanı şaşırtmayan tatsız ve solgun bir yenilik Köşeyi dönecek, işte donuyor, bu dönüş sanki sonsuz bir sure" (Sartre 201Ch 56).
Bu İfadelerinde Sartre-Roquentin felsefî roman anlatımının en önemli özel ligini sunmaktadır; çünkü Sartre burada mevcut varoj^ntej^erleyen bir duru-mu edebî söylemin özelliğinden
Sartr«, söyietnin rf*desıni buUn •Gerçekleşecek de ne olacak Ger-çgy^imekten ne kazar\acak^ gibi soru kalıplarıyla birlikte arkasından 'anla-^^myorum burvu, hareketierırv görüyor muyum, yoksa önceden kestiriyor ıfacMennde ıkÜ bir seçenekte Popper'ın yanlışlanabılırlık teorisiyle ^ ğğ ürpermeye dayanan akıl yurutmelennı kullanır Sonunda ise 'şimdiyi şglıcekteft ayvamryorum artık, ama şurup gidiyor bu, yavaşça gerçekleştiriyor lıcndlnı: ym ihtiyar kadın ıssız sokakta boyunca ilerliyor, ayağındaki koca 0^ ayakkabılarvtı sürüyüp duruyor Zamanın ta kendisi bu. hem de çırılçıp-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder